4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 182

VIII. Çocuklar bakımından ana ve babanın hakları

1. Hâkimin takdir yetkisi

Madde 182 – (1) Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler.

(2) (Ek ikinci fıkra:24/11/2021-7343/37 md.) Mahkeme, kararında kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerinin yerine getirilmemesi hâlinde, çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayetin değiştirilebileceğini ihtar eder.

(3)Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır.

(4) Hâkim, istem hâlinde irat biçiminde ödenmesine karar verilen bu giderlerin gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.

İlgili Yargıtay Kararları

1-) Çocuğun velayeti kendisine verilmeyen tarafın çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katılma yükümlülüğünü, hakimce görevi gereği kendiliğinden dikkate alınması gerekmektedir.

Y. 2. H.D. T: 08.02.2018, E: 2016/10637, K: 2018/1627

“3-Boşanma veya ayrılık vukuunda çocuk kendisine tevdi edilmemiş taraf gücüne göre onun bakım ve eğitim giderlerine katılmakla yükümlüdür. (TMK m. 182) Bu hususu hakim görevi gereği kendiliğinden dikkate alması gerekmektedir. O halde velayeti temyiz edene tevdi edilen ortak çocuklar 2007 doğumlu Öykü ve 2010 doğumlu … için iştirak nafakasına hükmedilmemesi usul ve yasaya aykırıdır.”

2-) Tesis edilen kişisel ilişkinin başlangıç ve bitiş saatlerinin hükümde gösterilmemesi ve diğer tereddüte neden olabilecek hususlar, kararın bozulmasını gerektirir.

Y. 2. H.D. T: 12.10.2015, E: 2015/4287, K: 2015/18178

“…Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, ana ve babanın haklarını ve çocuklarla olan kişisel ilişkisini düzenlemek zorundadır. (TMK. m. 182/1) Velayetin kullanılması kendine verilmeyen eşin çocuklarla kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde çocuğun sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararları esas tutulur. (TMK. m. 182/2) Velayeti anneye bırakılan tarafların müşterek çocuğu … ile davacı-karşı davalı (baba) arasında “her yıl sömestr tatilinde ilk hafta” için tesis edilen kişisel ilişkinin başlangıç ve bitiş saatleri hükümde gösterilmemiştir. Bu şekildeki düzenleme infazda duraksamaya yol açabileceği gibi, “babanın müşterek çocuğu yanına aldırtarak kişisel ilişki kurulmasına” yönelik düzenlemede babanın çocuğu kişisel ilişki tesisi amacıyla anneden kendisinin alıp alamayacağı konusunda infazda tereddüte neden olur. Bu sebeplerle baba ile müşterek çocuk arasında yazılı şekilde kişisel ilişki tesisi doğru bulunmamıştır.”

3-) Kişisel ilişki kararında ilişkinin zamanı ve süresinin açık, şüphe ve duraksamaya yol açmayacak şekilde gösterilmesi zorunludur. 

Y. 2. H.D. T: 19.02.2013, E: 2012/3315, K: 2013/4061

“…Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, ana ve babanın haklarını ve çocuklarla olan kişisel ilişkisini düzenlemek zorundadır. (TMK. m. 182/1) Velayetin kullanılması kendine verilmeyen eşin çocuklarla kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde çocuğun sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararları esas tutulur. (TMK. m. 182/2) Velayetleri anneye bırakılan tarafların müşterek çocukları Ş.N.ve S.ile davalı (baba) arasında “kişisel ilişki tesisine” karar verilmiş, bu ilişkinin zamanı ve süresi, karar yerinde gösterilmemiştir. Bu yönden çocuklarla babaları arasında kişisel ilişki tesisine ilişkin hükmün infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bu hususta velayet sahibinin yükümlülüğünü, bu hak kendisine tanınan davalının da, hakkını kullanacağı süre ve zamanı bilmesi; yasadaki ifadesiyle “hükmün sonuç kısmında, taraflara yükletilen ödevlerin ve tanınan hakların, açık. şüphe ve duraksamaya yol açmayacak şekilde gösterilmesi” (HMK. m. 297/2) zorunludur. Bu husus nazara alınmaksızın, icrası (infazı) mümkün olmayacak şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.”

4-) Velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin, çalışmadığı, düzenli bir geliri ve mal varlığının bulunmadığı anlaşıldığı takdirde ortak çocuk için iştirak nafakası ile sorumlu tutulması doğru değildir.

Y. 2. H.D. T: 09.09.2019, E: 2019/2904, K: 2019/8333

“…Boşanma veya ayrılık halinde çocuk kendisine tevdii edilmemiş taraf gücüne göre onun bakım ve eğitim giderlerine katılmakla yükümlüdür (TMK m.182). Ancak velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katılması, mali gücü varsa söz konusu olur. Davalı-davacı kadının çalışmadığı, düzenli bir geliri ve mal varlığının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu husus gözetilmeden davalı-davacı kadının velayeti babaya bırakılan ortak çocuk için iştirak nafakası ile sorumlu tutulması doğru bulunmamış, bozmayı gerektirmiştir.”

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 178

5. Zamanaşımı

Madde 178 – (1) Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.

İlgili Yargıtay Kararları

1-) Yabancı mahkemece verilmiş olan boşana kararının tanınmasına veya tenfizine karar verilmedikçe, zamanaşımı süresinin tenfiz veya tanımaya ilişkin hükmün kesinleşmesinden itibaren başlaması gerekir. 

Y. 2. H.D. T: 13.06.2013, E: 2012/22788, K: 2013/16430

“Dava, boşanmadan sonra açılan boşanmaya bağlı maddi-manevi tazminat (TMK md.174/1-2) ve yoksulluk nafakası (TMK md.175) isteğine ilişkindir. Türk Medeni Kanununun 178. maddesi; evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava haklarının, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağını hükme bağlamıştır. Somut olayda boşanma kararı yabancı mahkemece verilmiş olup, bu kararın tanınmasına veya tenfizine karar verilmedikçe, boşanmaya bağlı dava haklarının kullanılması olanağı bulunmadığına göre, zamanaşımı süresinin, hakkın kullanılabilir duruma geldiği tarihten, başka bir ifade ile tenfiz veya tanımaya ilişkin hükmün kesinleşmesinden itibaren başlaması gerekir. Yabancı mahkeme ilamının tanınmasına ilişkin karar 23.12.2010 tarihinde kesinleşmiş, temyize konu dava ise 27.10.2011 tarihinde açılmıştır. Buna göre dava süresindedir. İşin esasının incelenmesi gerekirken, bu husus nazara alınmadan, zamanaşımı süresinin ilamın verildiği ülkedeki kesinleşme tarihinden başlatılarak, davanın zamanaşımından reddi doğru bulunmamıştır.”

2-) Ziynet eşyasının iadesi, evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden  doğan dava hakkı niteliğinde olmayıp adi istihkak niteliğindedir ve mülkiyet hakkına dayandığından ötürü zamanaşımına tabi değildir.

Y. 2. H.D. T: 26.03.2015, E: 2014/23433, K: 2015/5730

“…Davacı, dava dilekçesinde kendisine ait takıların boşanmadan sonra davalıda kaldığını, davalının ziynetlerini iade etmediğini ileri sürerek, ziynetlerinin iadesini de talep etmiştir. Bu istek, evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakkı niteliğinde olmayıp, adi istihkak niteliğindedir (TMK m. 683/2) ve mülkiyet hakkına dayandığından Türk Medeni Kanununun 178. maddesindeki zamanaşıma tabi değildir. O halde, davacının ziynetlere ilişkin talebinin esasının incelenmesi ve toplanan deliller değerlendirilerek, hasıl olacak neticesine göre karar verilmesi gerekirken, bu yön gözetilmeden bu talebin de zamanaşımı sebebiyle reddedilmesi doğru bulunmamıştır.”

3-) Katılma alacağı, boşanma davasının ferilerinden (maddi-manevi tazminat, nafaka alacağı) farklı olarak 10 yıllık zamanaşımına tabidir.

Y. 8. H.D. T: 10.06.2013, E: 2013/449, K: 2013/8683

“…Mahkemece, TMK.nun 178. maddesinde düzenlenen 1 yıllık zamanaşımı süresi geçtiği, taşınmaz üzerindeki payın miras yoluyla intikal ettiği açıklanarak yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş ise de Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 17.04.2013 tarih ve 2013/8-375 Esas, 2013/520 Karar sayılı kararıyla edinilmiş mallara katılma rejimi (katılma alacağı) bakımından TMK.nun 5. maddesi yoluyla 6098 sayılı TBK.nun 146.maddesinde yer alan 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanacağı öngörülmüştür. Daire tarafından da benimsenen bu görüş uyarınca, boşanma kararının kesinleştiği 04.01.2010 tarihinden davanın açıldığı 03.01.2012 tarihine kadar 10 yıllık zamanaşımı süresi henüz geçmemiştir…”

4-) Y. 2. H.D. T: 27.06.2016, E: 2016/8267, K: 2016/10171

“Somut olayda, tarafların …. Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesinin manevi tazminat dışında kalan hususlar yönünden kısmi olarak 15.03.2013 tarihinde kesinleşen kararı ile boşandıkları, eldeki davanın 29.01.2015 tarihinde açıldığı ve TMK 178/son maddesinde öngörülen 1 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği göz önünde bulundurularak yoksulluk nafakasına ilişkin talebin zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ve yanılgılı değerlendirme ile davacı lehine yoksulluk nafakasına hükmedilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.”

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 169

III. Geçici önlemler

Madde 169- (1) Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re’sen alır.

İlgili Yargıtay Kararları

1-) TMK 169. maddesi gereğince icap eden geçici tedbirlerin alınmasına veya tedbir isteklerinin reddine dair kararlar ‘aile hukukuna özgü’ önlemlerden olup, ancak esas hükümle birlikte temyiz edilebilir.

2.H.D. T: 26.09.2013, E: 2013/16505, K: 2013/22068

”…İstek, Türk Medeni Kanununun 169. maddesi uyarınca verilen barınma tedbir kararının, itiraz üzerine kaldırılmasına ilişkin 09.05.2013 tarihli ara karara yöneliktir. Ayrılık veya boşanma davası üzerine Türk Medeni Kanununun 169. maddesi gereğince icap eden geçici tedbirlerin alınmasına veya tedbir isteklerinin reddine dair kararlar aile hukukuna özgü önlemlerden olup; Hukuk Muhakemeleri Kanununun 389. maddesi kapsamındaki bir tedbir niteliğinde olmadığından, ancak esas hükümle birlikte temyiz edilebilir .Boşanma veya ayrılık davası üzerine bu kanun gereğince alınabilecek geçici nitelikteki önlemlere ilişkin kararlar ile bu kararlara itiraz üzerine verilen kararların tek başına temyizi mümkün değildir. Bu sebeple temyiz isteğinin reddi gerekmiştir…’

2-) TMK 169. maddesi gereğince, geçici önlemlere ilişkin verilebilecek hükümler ancak evlilik birliğinin devamı sırasında ve fakat boşanma davasının açılmasıyla mümkündür. Boşanma gerçekleştikten sonra açılan davayla tedbir nafakası talep edilebilmesi mümkün değildir.

2.H.D. T: 17.04.2019, E: 2019/1279, K: 2019/4862

”…2- Tedbir nafakası davasına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; Tarafların yabancı mahkemede boşanmalarına ilişkin kararın 04.05.2011 tarihinde kesinleştiği, bu kararın Türkiye’de tanınmasına ilişkin Erdemli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 14.04.2016 tarihli 2014/577 esas, 2016/359 karar sayılı ilamının da 08.07.2016 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Yabancı mahkemelerce verilen boşanma hükümleri Türk Mahkemelerince tanınmakla, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan geçerli olmak üzere hüküm ve sonuç doğurur (5718 s. MÖHUK m. 59). O halde tarafların evliliği yabancı boşanma ilamının kesinleştiği 04.05.2011 tarihinde son bulmuştur. Eldeki dava ise evlilik birliğinin sona erdiği tarihten sonra 07.09.2012 tarihinde açılmıştır. Boşanma davası sırasında hükmedilen geçici tedbir nafakası Türk Medeni Kanunu’nun 169. maddesinde düzenlenmiştir. Türk Medeni Kanunu’nun 169. maddesi ”Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re’sen alır” şeklindedir. Boşanma ve ayrılık davalarının devamı sırasında geçici önlemlere hasren düzenlenen tedbir nafakası ancak evlilik birliğinin devamı sırasında ve fakat boşanma davasının açılmasıyla mümkündür. Tarafların evlilik birliği dava tarihinden önce son bulduğuna göre davacı kadının tedbir nafakasına ilişkin taleplerinin kabulü mümkün olmayıp hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir…”

3-) Tedbir nafakası kusura bağlı bir nafaka türü olmadığından, lehine tedbir nafakasına hükmedilen tarafın kusurlu bulunmasından bahisle, dava tarihinden itibaren ortadan kaldırılması sonucunu doğuracak şekilde reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

2.H.D. T: 08.07.2013, E: 2013/13426, K: 2013/19342

”…2-Boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim, /davanın devamı süresim gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına (TMK. md. 186/1)  geçimine, (TMK md. 186/3) malların yönetimine (TMK 223, 242, 244, 262, 263, 264, 267/215) ve çocukların bakım ve korunmasına (TMK md. 185/2) ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden (resen) almak zorundadır (TMK 169). Yargılama sırasında 16.9.2011 tarihli oturumda davalı kadın yararıma 200 TL tedbir nafakasına hükmedilmiş ise de; nihai karar ile davalı kadının kusurlu bulunduğundan bahisle yoksulluk nafakası talebi yanında, tedbir nafakasına yönelik isteğin de daha önce ara kararla takdir edilen tedbir nafakasının dava tarihinden itibaren ortadan kaldırılması sonucunu doğuracak şekilde reddine karar verilmiştir. Tedbir nafakasının (TMK. md. 169) kusura bağlı bir nafaka türü olmadığı da dikkate alınarak Türk Medeni Kanununun 185/3. ve 186/3. maddeleri uyarınca, tarafların ekonomik ve sosyal durumları da gözetilerek dava tarihinden geçerli olmak üzere davalı kadın yararına uygun miktarda tedbir nafakasına hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur…”

4-) TMK 169 gereğince boşanma davası devam ederken; hakimin re’sen müşterek çocuk yararına uygun miktarda tedbir nafakasına hükmetmesi gerekir.

2.H.D. T: 19.03.2015, E: 2015/3654, K: 2015/511

”…2-Boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim, davanın devamı süresince, gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına (TMK md.186/1), geçimine (TMK md.185/3), malların yönetimine (TMK md. 223, 242, 244, 262, 263, 264, 267, 215) ve çocukların bakım ve korunmasına (TMK md.185/2) ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden (re’sen) almak zorundadır (TMK md.169). O halde; Türk Medeni Kanununun 185/3. ve 186/3. maddeleri uyarınca, tarafların ekonomik ve sosyal durumları da gözetilerek dava tarihinden geçerli olmak üzere dava sırasında anne yanında olduğu anlaşılan müşterek çocuk yararına uygun miktarda tedbir nafakasına hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur…”

5-) Boşanma davasının taraflarından birinin cezaevinde tutuklu veya hükümlü olması, tedbir ve iştirak nafakası ile sorumlu tutulmamasını gerektirmez.

2.H.D. T: 02.11.2017, E: 2016/6478, K: 2017/12172

”…2-Boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim, davanın devamı süresince, gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına (TMK.m. 186/1), geçimine (TMK m.185/3), malların yönetimine (TMK m. 223, 242, 244, 262, 263, 264, 267, 215) ve çocukların bakım ve korunmasına (TMK m.185/2) ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden (re’sen) almak zorundadır (TMK m.169). Yine boşanma veya ayrılık vukuunda çocuk kendisine tevdi edilmemiş taraf gücüne göre onun bakım ve eğitim giderlerine katılmakla yükümlüdür (TMK m. 182). Bu hususu hakim görevi gereği kendiliğinden dikkate alması gerekmektedir. Dosya kapsamından davalı erkeğin cezaevinde hükümlü olduğu anlaşılmaktadır. Davalının cezaevinde tutuklu veya hükümlü olması, tedbir ve iştirak nafakası ile sorumlu tutulmamasını gerektirmez. O halde; Türk Medeni Kanununun 169., 182., 185/2., ve 186/3. maddeleri uyarınca, tarafların ekonomik ve sosyal durumları da gözetilerek dava tarihinden geçerli olmak üzere velayeti davacı anneye verilen ortak çocuk 17.08.2008 doğumlu … yararına davalının mali gücü oranında tedbir ve iştirak nafakasına hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı bulunmuştur…”

 

 

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 176

3. Tazminat ve nafakanın ödenme biçimi

Madde 176 – (1) Maddî tazminat ve yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir.

2) Manevî tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verilemez.

(3) İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde mahkeme kararıyla kaldırılır.

İlgili Yargıtay Kararları

1-) Nafaka yükümlüsünün çalışması sonucu gelirini aylık olarak elde ettiği ve başkaca mal varlığı veya servetinin bulunmadığı durumlarda nafakanın toptan değil, aylık irat şeklinde ödenmesi uygundur.

Y. 2. H.D. T: 12.12.2013, E: 2013/16542, K: 2013/29453

 

“Yasal olarak yoksulluk nafakasının, toptan veya durumun gereklerine göre aylık irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir (TMK. m. 176/1) ise de; somut olayda nafaka yükümlüsünün, çalışması karşılığı kazancını “aylık” olarak elde ettiği, başkaca mal varlığı ve servetinin bulunmadığı görülmektedir. Toptan ödeme, ödenecek miktarın peşin sermaye değeri de dikkate alındığında, durumuna uygun değildir. O halde, yükümlünün, yoksulluk nafakasını aylık irat şeklinde ödenmesinin durumuna uygun olacağı gözetilerek, bu yönde hüküm kurulması gerekirken, nafakanın toptan ödenmesine karar verilmesi somut olay bakımından isabetli bulunmamıştır”

2-) Lehine yoksulluk nafakasına hükmedilen eski eşin boşandıktan sonra başka birisiyle evlenmek amaçlı görüşmesi ve evinde kalması, yoksulluk nafakasının kaldırılmasını gerektirir.

Y. 3. H.D. T: 24.01.2012, E: 2011/18548, K: 2012/1581

“Davacı vekili dilekçesinde, müvekkili olan davacının davalıya aylık 200 TL.yoksulluk nafakası ödediğini, ancak davalının bir erkek ile 2009 yılı içinde bir ay kadar beraber yaşadığını beyan ederek yoksulluk nafakasının kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. TMK 176/3 maddesine göre; “irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü halinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi halinde mahkeme kararıyla kaldırılır.Yargılama sırasında dinlenilen tanık beyanlarından, davalı kadının evlenmek amaçlı … isimli kişi ile görüştüğünü, bu amaçla Fahri’nin evinde bir müddet kaldığını, sonradan da evliliğin gerçekleşmediğini ifade etmişlerdir.

Öyle ise mahkemece, somut olayda, TMK.’nun 176/3 maddesinde ifadesini bulan ve yoksulluk nafakasının kaldırılmasını sağlayan “evlilik dışı birlikte yaşama” olgusunun gerçekleştiği gözetilip, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.”

3-) Nafaka alacaklısının fiilen evliymiş gibi başkasıyla hayat sürmesi halinde yoksulluk nafakası verilmez.

Y. 2. H.D. T: 20.06.2022, E: 2022/1629, K: 2022/5985

.”..2-TMK 176 madde uyarınca alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi başkasıyla hayat sürmesi halinde yoksulluk nafakası verilmez. Kadının dosyadaki ifadesinden başka bir erkekle yaşadığı anlaşılmaktadır. Bu kapsamda yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.”

4-) Tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına, nafaka borçlusunun gelir durumuna göre ve onu ödeme güçlügü içine sokmayacak şekilde hakkaniyete uygun nafaka miktarına karar verilmesi gerekir.

Y. 2. H.D. T: 02.06.2015, E: 2015/2320, K: 2015/10075

“Mahkemece; davanın kısmen kabulü ile yoksulluk nafakasının 300 TL den 450 TL ye artırılmasına, nafakanın her yıl TÜFE artış oranında artırılmasına karar verilmiş, hükmü davalı temyiz etmiştir. Taraflar arasında görülen boşanma davası sonucunda davacı kadın lehine 05.03.2003 tarihinden itibaren 200 TL yoksulluk nafakasına karar verildiği, daha sonra nafaka artırımı davası ile 05.07.2010 tarihinden itibaren 300 TL ye artırıldığı anlaşılmaktadır.

Davada, yoksulluk nafakasının artırılması talep edilmiştir. TMK 176/4. maddesinde “Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir” hükmü getirilmiştir. Tarafların sosyal ve ekonomik durumlarının araştırılması sonucunda davacı kadının ev hanımı olduğu, davalının pazarcı olup, 800-900 TL geliri olduğu tespit edilmiştir. Bu durumda, davalının gelir durumuna göre hükmedilen yoksulluk nafakası miktarının (nafakanın niteliği dikkate alınarak) fazla olması nedeniyle, mahkemece; kurulan hüküm doğru görülmemiştir. Tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına, nafaka borçlusu davalının gelir durumuna göre ve onu ödeme güçlügü içine sokmayacak şekilde TMK’nın 4. maddesi gereğince hakkaniyete uygun nafaka miktarına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde fazla nafaka yönünde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.”

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 174

V. Boşanmada tazminat ve nafaka

1. Maddî ve manevî tazminat

Madde 174 – (1) Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz
veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir.

(2) Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu
olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.

İlgili Yargıtay Kararları

1-) Maddi ve manevi tazminat takdiri yapılırken tarafların ekonomik ve sosyal durumları, kusur dereceleri, paranın alım gücü ve ihlal edilen menfaatler dikkate alınmalıdır.

Y. 2. H.D. T: 10.11.2022, E: 2022/6897, K: 2022/9091

“Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaat dikkate alındığında davacı-davalı erkek yararına takdir edilen maddi ve manevi tazminat azdır. Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile Türk Borçlar Kanunu’nun 50. ve 51. maddeleri hükmü dikkate alınarak daha uygun miktarda maddi (TMK m. 174/1) ve manevi (TMK m. 174/2) tazminat takdiri gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.”

2-) Boşanma sebebiyle manevi tazminata hükmedilebilmesi için boşanmaya sebep olan olayların kişilik haklarına saldırı niteliğinde olması gerekir.

Y. 2. H.D. T: 10.11.2022, E: 2022/6881, K: 2022/9084

“Boşanma sebebiyle manevi tazminata hükmedilebilmesi için tazminat talep eden tarafın kusursuz veya az kusurlu olması yanında, boşanmaya sebep olan olayların kişilik haklarına saldırı teşkil eder nitelikte olması gerekir (TMK m. 174/2). Boşanmaya sebep olan olaylar bu nitelikte değilse manevi tazminata hükmedilemez. Davalı erkeğin boşanmaya neden olan kusurlu davranışları davacı kadının kişilik haklarına saldırı niteliğinde değildir. Öyleyse, davacı kadının manevi tazminat talebinin reddi gerekir. Bu husus nazara alınmadan davacı kadın yararına manevi tazminata hükmedilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.”

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 164

IV. Terk

Madde 164 – (1) Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim veya noter tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır.

(2) Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim veya noter, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilân yoluyla yapılır. Ancak, boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz.

İlgili Yargıtay Kararları

1-) Eşinin eşyalarını ortak konuttan dışarıya atan ve eşini ortak konuta almayan eş, eşini terke zorlayan eş konumundadır.

Y. 2. H.D. T: 19.06.2018 E: 2016/20367 K: 2018/7630

“Dava, terk hukuki sebebine dayanmakta olup (TMK m. 164), davacı erkek usulüne uygun ihtara rağmen, davalı kadının sebepsiz olarak ortak konuta dönmediğini ileri sürerek boşanmaya karar verilmesini talep etmiştir. Türk Medeni Kanunun 164. maddesi gereğince, terk edilen eş boşanma davası açabilir. Terk eden eşin, bu sebebe dayanarak boşanma davası açma hakkı bulunmamaktadır. Diğerini, ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır. Davacı erkeğin, davalı kadının eşyalarını ortak konuttan dışarıya attığı, bunu birden fazla kez yaptığı, ayrıca davalı kadını ortak konuta almadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda davacı erkek terkedilen değil, eşini terke zorlayan eş konumunda olup, Türk Medeni Kanununun 164. maddesinin koşulları gerçekleşmemiştir. O halde davanın reddi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.”

2-) Terk nedeni ile açılan boşanma davasında davalının terkte haklılığını değil, eve dönmemekte haklı olduğunu kanıtlaması gerekir.

Y. 2. H.D. T: 21.11.2011, E: 2010/18117, K: 2011/19104

“Terk nedeni ile açılan boşanma davasında davalının terkte haklılığını değil, eve dönmemekte haklı olduğunu kanıtlaması gerekir. Davalı 04.06.2007 tarihinde evi terk etmiş, davacı koca 15.05.2008 de ise ihtar isteğinde bulunmuştur. Kovulma hadisesinin üzerinden uzun bir süre geçtikten sonra davacının usulüne uygun şekilde ihtarına uymayan davalı kadın eve dönmemekte haklılığını kanıtlayamamıştır. Gerçekleşen bu durum karşısında Türk Medeni Kanununun 164. maddesi uyarınca açılan davanın kabulü yerine yazılı gerekçeyle reddi doğru bulunmamıştır.”

3-) Eşinin, hastalığıyla ilgilenmemesi, sürekli emirler vermesi ve “onu alın başımdan götürün” demesi üzerine evi terk eden kişi, terke zorlanan eş konumunda olup terk nedeniyle boşanma sebebinin koşulları oluşmamıştır.

“Davacı-karşı davalı erkek terk hukuki sebebine (TMK md. 164), davalı-karşı davacı kadın da evlilik birliğinin sarsılması hukuki sebebine (TMK md. 166/1) dayanarak karşı boşanma davası açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, davacı-karşı davalı erkeğin davasının kabulüne, davalı-karşı davacı kadının boşanma davasının reddine karar verilmişse de; yapılan yargılama ve toplanan delillerden davacı-karşı davalı erkeğin, kadının hastalığı ile ilgilenmediği ve hastalandığında kadının komşuları tarafından hastaneye götürüldüğü, eşi gibi görmeyip sürekli emirler verdiği ve “onu alın başımdan götürün” dediği anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu duruma göre, davalı-karşı davacı kadın terke zorlanan eş konumunda olup, erkeğin davası yönünden TMK md. 164 koşulları oluşmamıştır. O halde davacı-karşı davalı erkeğin davasının reddi davalı-karşı davacı kadın davasının kabulü gerekirken, erkeğin açtığı terk nedenine dayalı boşanma isteminin kabulü ile kadının davasının reddi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.”

 

4-) Diğer eşi ortak konutu terke zorlayan veya ortak konuta dönmesini engelleyen eş “terk eden eş” konumunda olmakla, terk nedeniyle boşanma davası açma hakkı bulunmamaktadır.

Y.H.G.K. T: 04.11.2009, E: 2009/2-402, K: 2009/484

“…Bu açıklamaların ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalı kadının gösterdiği tanıkların beyanları ve dosya kapsamına göre, davacı eşin davalı olan eşini ortak konutu terke zorladığı gibi, ortak konutun anahtarını değiştirmek suretiyle eve dönmesini engellediği de sabittir.


Bu olgu ile yukarıda açıklanan “Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır.” şeklindeki yasal düzenleme birlikte ele alındığında davacı eşin gerçekte iddia ettiği gibi “terk edilen” değil, “terk eden” eş olduğunun kabulü gerekir.


Durum bu olunca davacının, terk edilen eşe ait bulunan terke dayalı boşanma davası açma hakkı da bulunmamaktadır.


Tüm bu açıklamalar ışığında; davanın reddi sonucu itibariyle doğru ise de, yerel mahkemenin gerekçesi usul ve yasaya uygun olmadığından, direnme kararının yukarıda ayrıntısıyla açıklanan şekilde terke zorlayan veya eve dönmeyi engelleyen eşin dava açma hakkının bulunmaması nedeniyle davacı eşin taraf sıfatı bulunmadığından davanın reddi gerektiği yönündeki değişik gerekçe ile onanması gerekmiştir…”

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 162

II. Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış

Madde 162- (1) Eşlerden her biri diğeri tarafından hayatına kastedilmesi veya kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle boşanma davası açabilir.

(2) Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.

(3) Affeden tarafın dava hakkı yoktur.

İlgili Yargıtay Kararları

1-) Y. 2. H.D. T: 25.01.2022, E: 2021/9923, K: 2022/492:

“…Davacı-karşı davalı kadın tarafından pek kötü ve onur kırıcı davranış (TMK m. 162), olmadığı takdirde evlilik birliğinin sarsılması hukuki sebebi ile boşanma (TMK m. 166/1) talep edilmiş, ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda, dava ve karşı davanın Türk Medeni Kanunu’nun 166/1. maddesi gereğince kabulü ile tarafların TMK 166/l. maddesi uyarınca boşanmalarına ve boşanmanın fer’ilerine, kadının TMK m.162’ ye dayalı davasının ise reddine karar verilmiş, karara karşı davacı-karşı davalı kadın tarafından TMK m.162’ye dayalı davasının reddi … yönünden istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince, kadın yararına toptan yoksulluk nafakası ödenmesine, erkeğin manevî tazminat talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına, tarafların diğer istinaf itirazlarının ise esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen karar taraflarca temyiz edilmiştir. Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden; davalı-karşı davacı erkeğin, eşine fiziki şiddet uyguladığı ve hakaret ettiği anlaşılmaktadır. Davalı-karşı davacı erkeğin eşine yönelik bu eylemleri pek kötü muamele ve onur kırıcı davranış niteliğindedir. O halde, Türk Medeni Kanunu’nun 162. maddesinde yer alan boşanma sebebinin oluştuğu dikkate alınarak davacı-karşı davalı kadının davasının kabulü gerekirken reddi doğru bulunmamış ve bozmayı gerektirmiştir…”

2-) Y. 2. H.D. T: 07.03.2016, E: 2015/14215, K: 2016/4389:

“…Davacı kadın, pek kötü veya onur kırıcı davranış (TMK m. 162) ve evlilik birliğinin sarsılması (TMK m. 166/1) hukuki sebebine dayalı olarak boşanmalarına karar verilmesini talep etmiş; mahkemece, davalı erkeğin ”eşine kötü, saygısız davrandığı, onu aşağıladığı, hakaret ettiği, eşine ve çocuğuna şiddet uyguladığı, birlik görevlerini yerine getirmediği, sadakatsiz davrandığı, gelirini ailesinden gizlediği ve ortak konutu terk ettiği” gerekçesiyle tarafların pek kötü veya onur kırıcı davranış (TMK m. 162) ve evlilik birliğinin sarsılması (TMK m. 166/1) sebepleriyle boşanmalarına karar verilmiştir.

Türk Medeni Kanununun 162. maddesi gereğince pek kötü veya onur kırıcı davranış sebebiyle boşanmaya karar verilebilmesi için, her türlü kötü veya onur kırıcı davranış değil, ağır derecede pek kötü veya onur kırıcı davranışın gerçekleşmesi gerekir.

Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden, davalı erkeğin başka bir kadınla duygusal içerikte mesajlaşmak suretiyle güven sarsıcı davranışlar sergilediği, eşine karşı ilgisiz davrandığı, birlik görevlerini yerine getirmediği ve ”sen ne işe yararsın diyerek” eşini aşağıladığı anlaşılmaktadır. Davalı erkeğe kusur olarak yüklenen eşine yönelik fiziksel şiddet fiilinin 2012 yılı Mayıs ayında gerçekleştiği ve sonrasında evlilik birliğinin uzunca bir süre daha devam ettiği anlaşılmakta olup, kadının bu olayı affettiği, en azından hoşgörü ile karşıladığı kabul edilmelidir. Affedilen veya hoşgörü ile karşılanan olaylar taraflara kusur olarak yüklenemez. Bu duruma göre davalı erkeğin gerçekleşen kusurlu davranışları pek kötü ve onur kırıcı davranış olarak kabule yeterli değildir. Davacı kadının açtığı davada Türk Medeni Kanununun 162. maddesi koşulları oluşmadığı halde, kadının Türk Medeni Kanununun 162. maddesine dayalı boşanma davasının reddine karar verilmesi gerekirken, kabulü doğru görülmemiştir…”

3-) Y. 2. H.D. T: 28.01.2020, E: 2019/8705, K: 2020/415

“…Davalı-davacı kadın, Türk Medeni Kanunu’nun 162. maddesinde yer alan “Pek kötü muamele” ve “Onur kırıcı davranış” sebebine dayanarak boşanma davası açmış, dava reddedilmiştir. Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden, davacı-davalı erkeğin eşine birkaç defa fiziksel şiddet uyguladığı ve fiziksel şiddet nedeniyle kadının kulak arkasında yırtılma oluştuğu anlaşılmaktadır. Davacı-davalının eşine yönelik bu eylemleri pek kötü muamele ve onur kırıcı davranış niteliğinde olup Türk Medeni Kanunu’nun 162. maddesi uyarınca davanın kabulü gerekmektedir. Ne var ki, temyize getirilmeyerek, tarafların kabul edilen TMK 166/1-2 maddesi gereği açılan boşanma davalarındaki boşanma hükmü kesinleştiğinden, kadının TMK 162. maddesi uyarınca açtığı boşanma davasının konusuz hale geldiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, kadının bu boşanma davasının esası hakkında bir karar verilemeyecektir…”

4-) Y. 2. H.D. T: 13.12.2017, E: 2016/8383, K: 2017/14438

“Onur kırıcı davranış nedeniyle boşanmaya karar verilebilmesi için (TMK m. 162) her türlü onur kırıcı davranış değil, ağır derecede onur kırıcı bir davranışın gerçekleşmesi gerekir.”

5-) Y. 2. H.D. T: 24.09.2012, E: 2012/4316, K: 2012/22373)

“…Davalının zaman zaman eşine ve çocuklarına fiziki şiddet uyguladığı, eşine “mayası bozuk, sütü bozuk, şeytan tabiatlı” şeklinde sözler sarfettiği, yapılan soruşturma ve toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Davalının gerçekleşen bu davranışlarının, davacının vücut bütünlüğünü ve onurunu ağır biçimde zedelediği, sağlını ve ruhsal bütünlüğünü bozduğu tartışmasızdır. Bu bakımdan açıklanan davranışlar pek kötü ve onur kırıcı davranış niteliğinde olup, Türk Medeni Kanununun 162. maddesindeki boşanma sebebini oluşturur…”

 

 

 

0850 840 0442