4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 173

IV. Boşanan Kadının Kişisel Durumu
Madde 173- (1) Boşanma hâlinde kadın, evlenme ile kazandığı kişisel durumunu korur; ancak, evlenmeden önceki soyadını yeniden alır.

(2)Eğer kadın evlenmeden önce dul idiyse hâkimden bekârlık soyadını taşımasına izin verilmesini isteyebilir.

(3) Kadının, boşandığı kocasının soyadını kullanmakta menfaati bulunduğu ve bunun kocaya bir zarar vermeyeceği ispatlanırsa, istemi üzerine hâkim, kocasının soyadını taşımasına izin verir.

(4) Koca, koşulların değişmesi hâlinde bu iznin kaldırılmasını isteyebilir.

İlgili Yargıtay Kararları

1-) Kadın, eşinin soyadını kullanmakta menfaatinin bulunduğunu, çocukların menfaatinin bulunmasıyla ispat edemez. Kadınını ‘kendi menfaati’ bulunduğunu ispatlaması gereklidir.

Y. 2. H.D., T: 23.06.2015, E: 2015/12024, K: 2015/13284 : 

”…Mahkemece, “davacının boşandıktan sonra da, eşinin soyadını kullanmasına izin verilmiş” tir. Gerekçe olarak “tarafların boşanmalarına ilişkin kararla ortak çocuklarının velayetinin davacıya bırakıldığı, ilköğretim ve lise çağında bulunan çocukların soyadının, annelerinin soyadından farklı olmasının, çocuklar için telafisi imkansız sorunlara sebep olabileceği, bu sebeple davacının, boşandığı kocasının soyadını kullanmasında menfaatinin bulunduğu” gösterilmiştir. Türk Medeni Kanununa göre, boşanan kadın, boşandığı kocasının soyadını kullanmakta menfaati bulunduğunu ve bunun kocaya zarar vermeyeceğini ispatlaması halinde istemi üzerine kocasının soyadını kullanmasına verilir (TMK. m.173/2). Tarafların boşanmalarına ilişkin karar 14.10.2014 kesinleşmiş, işbu dava ise 21.10.2014 tarihinde açılmıştır. Yasal düzenlemeye göre, davacı, boşandığı kocasının soyadını kullanmakta menfaati bulunduğunu ispat etmelidir. Çocukların menfaatinin olması yeterli değildir. Gösterilen gerekçe, menfaat olgusunun varlığı için yeterli kabul edilmesi durumunda, ebeveynleri boşanmış olan bütün çocuklar için aynı durumun sözkonusu olması gerekir. Oysa, Kanun, çocukların değil, kadının menfaatinin varlığını esas almıştır. Davacı, gösterdiği delillerle boşandığı kocasının soyadını kullanmakta menfaati bulunduğu ispat edememiştir. O halde, davanın reddi gerekirken yetersiz gerekçe ile isteğin kabulüne karar verilmesi doğru bulunmamıştır…”

2-) ‘Pasaport işlemlerinde zorluk yaşama olayı’, TMK m.173/2′ de belirtilen ‘menfaat’ kavramı içerisinde değerlendirilemez.

Y. 2. H.D., T: 24.12.2012, E: 2011/21967, K: 2012/31300 :

”…Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle Türk Medeni Kanunu 173/2. maddesi uyarınca, kadının boşandığı kocasının soyadını taşımaya izin verilebilmesi için kocanın soyadını kullanmakta menfaatini kanıtlamış olmasının gerekmesine; menfaat olarak bildirilen “pasaport işlemlerinde zorluk yaşama olayının” yasada öngörülen menfaat kavramı içinde değerlendirilemeyeceğine göre yerinde bulunmayan temyiz isteğinin reddiyle…”

3-) TMK. m.173’e dayanılarak açılan davada, davalı ‘davayı kabul ettiğini’ bildirirse, bu durumda kadının kocasının soyadını kullanmakta menfaatinin bulunduğu ve bunun kocaya bir zarar vermeyeceğinin kabulü gerekir.

Y. 2. H.D., T: 21.04.2015, E: 2014/26878, K: 2015/7937 :

”…Davacı, eşinden boşandığını belirterek, boşandığı kocasının soyadını taşımasına izin verilmesi istemiş, mahkemece; “menfaat koşulunun bulunmadığı” gerekçesiyle istek reddedilmiştir. Dava, Türk Medeni Kanunun 173/2. maddesine dayanmaktadır. Davacının boşandığı kocası olan davalı, 02.10.2014 tarihli duruşmada “davayı kabul ettiğini” bildirmiştir. Bu durumda boşandığı kocasının soyadını kullanmakta menfaatinin bulunduğu ve bunun kocaya bir zarar vermeyeceği artık kabul edilmelidir. Öyleyse isteğin kabulüne karar verilmesi gerekirken, bu husus nazara alınmadan davanın reddine karar verilmesi doğru bulunmamıştır…”

4-) TMK’nin 173/4. maddesi uyarınca kadının boşandığı eşinin soyadını kullanmaya ilişkin iznin kaldırılabilmesi koşulların değişmesi haline bağlı olup, ispat yükü boşanan kadının soyadının kullanılmasında artık menfaati kalmadığı yahut kadının soyadını kullanmasının kendisine zarar verdiği iddiasında bulunan davacıdadır.

Y. 2. H.D., T: 21.12.2021, E: 2021/7518, K: 2021/9872 :

”…Türk Medeni Kanunu’nun 173/3-4. maddeleri uyarınca, kadının, boşandığı kocasının soyadını kullanmakta menfaati bulunduğu ve bunun kocaya bir zarar vermeyeceği ispatlanırsa, istemi üzerine hâkim, kocasının soyadını taşımasına izin verir. Koca, koşulların değişmesi hâlinde bu iznin kaldırılmasını isteyebilir. Somut uyuşmazlıkta tarafların 2006 yılında evlendikleri, 2009 doğumlu … ve … isimli ikiz ortak çocuklarının dünyaya geldiği ve 2011 yılında Türk Medeni Kanunu’nun 166/3. maddesi uyarınca anlaşmalı olarak boşandıkları, boşanma protokolü kapsamında tarafların karşılıklı kabulü ile kadının boşandığı eşinin soyadını kullanmaya devam ettiği davanın açıldığı tarih itibari ile davalı kadının 7 yıldır eşinin soyismini kullandığı anlaşılmıştır. TMK’nin 173/4. maddesi uyarınca kadının boşandığı eşinin soyadını kullanmaya ilişkin iznin kaldırılabilmesi koşulların değişmesi haline bağlı olup, ispat yükü boşanan kadının soyadının kullanılmasında artık menfaati kalmadığı yahut kadının soyadını kullanmasının kendisine zarar verdiği iddiasında bulunan davacıdadır. Tarafların ortak çocuklarının velayeti davalı annede bulunduğu, çocukların halen ergin olmadığı, bu kapsamda çocukların üstün yararının devam ettiği, keza davacı koca tarafından kadının soyadını kullanımından kaynaklı somut bir zararın da ispat edilemediği, taraflar arasında kadın hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı ile sonuçlanan soruşturma dosyası bulunması ve karşılıklı kişisel ilişkiye yönelik dava bulunmasının da tek başına kocanın soyadının kullanımından kaynaklı zararına dayanak gösterilmeyeceği, netice olarak davanın reddi gerektiği gözetilmeden yanılgılı değerlendirme sonucu davanın kabulüne karar verilmesinde isabet görülmemiş ve hükmün bozulmasına karar verilmiştir…”

5-) Kadın, bilim çevresinde ve eserlerinde ‘kocasının soyadıyla’ tanınmaktaysa, kocasının soyadını taşımakta menfaatinin bulunduğu kabul edilmelidir.

Y. 2. H.D., T: 19.04.2012, E: 2011/3778, K: 2012/10320 :

Davacının, Dokuz Eylül Üniversitesinde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalında “çocuk nöroloğu” bölümünde öğretim görevlisi olarak çalıştığı, halen dul olduğu evlilik birliğinin devamı sırasında eserlerini ve bilimsel çalışmalarını boşandığı kocasının soyadı ile yayınladığı ve bilim çevresinde aynı soyadı ile tanındığı, eserlerine bu soyadı ile “atıflar” yapıldığı yapılan soruşturma ve toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Bu halde boşandığı kocasının soyadını kullanmakta menfaatinin bulunduğu açıktır. Bunun kocaya zarar vereceğine ilişkin ciddi sebep ve deliller de tespit edilememiştir. Öyleyse Türk Medeni Kanununun 173/2. maddesi gereğince davacıya boşandığı kocasının soyadını taşımasına izin verilmesi gerekirken isteğin reddi doğru bulunmamıştır.

6-) Kadın evlilik soyadı ile tanınmış ve isim yapmış ise kocanın soyadını kullanmakta menfaati olduğunun kabulü gerekir.

Y. 2. H.D., T: 27.05.2013, E: 2012/20089, K: 2013/14380 :

”…Boşanma halinde kadın, evlilik ile kazandığı kişisel durumunu korur, ancak evlenmeden önceki soyadını yeniden alır. Kadının boşandığı kocasının soyadını kullanmakta menfaati bulunduğu ve bunun kocaya bir zarar vermeyeceği ispatlanırsa, istemi üzerine hakim, kocasının soyadını taşımasına izin verir (TMK.md.173). Boşanan kadının, evliliğin sona ermesinden sonra kocasının soyadını taşımasına imkan tanıyan bu hükmün amacı, kadının sosyal durumunu korumasını sağlamaktır. Bir başka ifade ile kadın evlilik soyadı ile tanınmış ve isim yapmış ise kocanın soyadını kullanmakta menfaati olduğunun kabulü gerekir. Toplanan delillerden mahkemenin de kabulünde olduğu üzere davacının boşandığı kocasının soyadını kullanmasının davalıya bir zarar vermediği, davacının iş ve sosyal yaşamında kocasının soyadıyla tanınıp bilindiği, bu nedenle kocanın soyadını kullanmakta menfaati bulunduğu anlaşılmakla isteğin kabulü yerine yazılı şekilde reddi doğru bulunmamıştır…”

7-) Kocanın soyadını kullanmaya ilişkin davanın kabulünden sonra kadının, başka bir erkekle fiilen birlikte yaşaması ve o kişiden çocuk sahibi olması, davacı erkeğin iznin kaldırılmasını talep etmekte haklı olduğunu gösterir.

Y. 2. H.D., T: 04.10.2022, E: 2022/8087, K: 2022/7712 :

”…Boşanan kadının kişisel durumu 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 173. maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu düzenleme, “Boşanma hâlinde kadın, evlenme ile kazandığı kişisel durumunu korur; ancak, evlenmeden önceki soyadını yeniden alır. Eğer kadın evlenmeden önce dul idiyse hâkimden bekârlık soyadını taşımasına izin verilmesini isteyebilir. Kadının, boşandığı kocasının soyadını kullanmakta menfaati bulunduğu ve bunun kocaya bir zarar vermeyeceği ispatlanırsa, istemi üzerine hâkim, kocasının soyadını taşımasına izin verir. …, koşulların değişmesi hâlinde bu iznin kaldırılmasını isteyebilir” şeklinde olup, bu düzenlemeye göre kadının boşandığı kocasının soyadını kullanabilmesi için kadının menfaati bulunmalı ve bu durum kocaya zarar vermemelidir. Somut uyuşmazlıkta, tarafların boşandıktan sonra da birlikte yaşamaya devam ettikleri ve davalı kadının davacı kocanın soyadını kullanmasına ilişkin davasının bu dönemde İstanbul Anadolu 16. Aile Mahkemesi’nin 2017/461 esas sayılı dosyasında verildiği anlaşılmaktadır. Ancak, bundan sonra davalı kadının, başka bir erkek ile fiilen birlikte yaşadığı ve o kişiden çocuk sahibi olduğu gözetildiğinde davacı erkeğin soyadını kullanmasında menfaati olduğundan söz edilemeyeceği gibi, davacı erkeğin de iznin kaldırılmasını talep etmekte haklı olduğunu kabul etmek gerekir. TMK m. 173/3 koşulları oluşmuştur. Açıklanan nedenlerle, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir…”

 

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 169

III. Geçici önlemler

Madde 169- (1) Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re’sen alır.

İlgili Yargıtay Kararları

1-) TMK 169. maddesi gereğince icap eden geçici tedbirlerin alınmasına veya tedbir isteklerinin reddine dair kararlar ‘aile hukukuna özgü’ önlemlerden olup, ancak esas hükümle birlikte temyiz edilebilir.

2.H.D. T: 26.09.2013, E: 2013/16505, K: 2013/22068

”…İstek, Türk Medeni Kanununun 169. maddesi uyarınca verilen barınma tedbir kararının, itiraz üzerine kaldırılmasına ilişkin 09.05.2013 tarihli ara karara yöneliktir. Ayrılık veya boşanma davası üzerine Türk Medeni Kanununun 169. maddesi gereğince icap eden geçici tedbirlerin alınmasına veya tedbir isteklerinin reddine dair kararlar aile hukukuna özgü önlemlerden olup; Hukuk Muhakemeleri Kanununun 389. maddesi kapsamındaki bir tedbir niteliğinde olmadığından, ancak esas hükümle birlikte temyiz edilebilir .Boşanma veya ayrılık davası üzerine bu kanun gereğince alınabilecek geçici nitelikteki önlemlere ilişkin kararlar ile bu kararlara itiraz üzerine verilen kararların tek başına temyizi mümkün değildir. Bu sebeple temyiz isteğinin reddi gerekmiştir…’

2-) TMK 169. maddesi gereğince, geçici önlemlere ilişkin verilebilecek hükümler ancak evlilik birliğinin devamı sırasında ve fakat boşanma davasının açılmasıyla mümkündür. Boşanma gerçekleştikten sonra açılan davayla tedbir nafakası talep edilebilmesi mümkün değildir.

2.H.D. T: 17.04.2019, E: 2019/1279, K: 2019/4862

”…2- Tedbir nafakası davasına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; Tarafların yabancı mahkemede boşanmalarına ilişkin kararın 04.05.2011 tarihinde kesinleştiği, bu kararın Türkiye’de tanınmasına ilişkin Erdemli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 14.04.2016 tarihli 2014/577 esas, 2016/359 karar sayılı ilamının da 08.07.2016 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Yabancı mahkemelerce verilen boşanma hükümleri Türk Mahkemelerince tanınmakla, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan geçerli olmak üzere hüküm ve sonuç doğurur (5718 s. MÖHUK m. 59). O halde tarafların evliliği yabancı boşanma ilamının kesinleştiği 04.05.2011 tarihinde son bulmuştur. Eldeki dava ise evlilik birliğinin sona erdiği tarihten sonra 07.09.2012 tarihinde açılmıştır. Boşanma davası sırasında hükmedilen geçici tedbir nafakası Türk Medeni Kanunu’nun 169. maddesinde düzenlenmiştir. Türk Medeni Kanunu’nun 169. maddesi ”Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re’sen alır” şeklindedir. Boşanma ve ayrılık davalarının devamı sırasında geçici önlemlere hasren düzenlenen tedbir nafakası ancak evlilik birliğinin devamı sırasında ve fakat boşanma davasının açılmasıyla mümkündür. Tarafların evlilik birliği dava tarihinden önce son bulduğuna göre davacı kadının tedbir nafakasına ilişkin taleplerinin kabulü mümkün olmayıp hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir…”

3-) Tedbir nafakası kusura bağlı bir nafaka türü olmadığından, lehine tedbir nafakasına hükmedilen tarafın kusurlu bulunmasından bahisle, dava tarihinden itibaren ortadan kaldırılması sonucunu doğuracak şekilde reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

2.H.D. T: 08.07.2013, E: 2013/13426, K: 2013/19342

”…2-Boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim, /davanın devamı süresim gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına (TMK. md. 186/1)  geçimine, (TMK md. 186/3) malların yönetimine (TMK 223, 242, 244, 262, 263, 264, 267/215) ve çocukların bakım ve korunmasına (TMK md. 185/2) ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden (resen) almak zorundadır (TMK 169). Yargılama sırasında 16.9.2011 tarihli oturumda davalı kadın yararıma 200 TL tedbir nafakasına hükmedilmiş ise de; nihai karar ile davalı kadının kusurlu bulunduğundan bahisle yoksulluk nafakası talebi yanında, tedbir nafakasına yönelik isteğin de daha önce ara kararla takdir edilen tedbir nafakasının dava tarihinden itibaren ortadan kaldırılması sonucunu doğuracak şekilde reddine karar verilmiştir. Tedbir nafakasının (TMK. md. 169) kusura bağlı bir nafaka türü olmadığı da dikkate alınarak Türk Medeni Kanununun 185/3. ve 186/3. maddeleri uyarınca, tarafların ekonomik ve sosyal durumları da gözetilerek dava tarihinden geçerli olmak üzere davalı kadın yararına uygun miktarda tedbir nafakasına hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur…”

4-) TMK 169 gereğince boşanma davası devam ederken; hakimin re’sen müşterek çocuk yararına uygun miktarda tedbir nafakasına hükmetmesi gerekir.

2.H.D. T: 19.03.2015, E: 2015/3654, K: 2015/511

”…2-Boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim, davanın devamı süresince, gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına (TMK md.186/1), geçimine (TMK md.185/3), malların yönetimine (TMK md. 223, 242, 244, 262, 263, 264, 267, 215) ve çocukların bakım ve korunmasına (TMK md.185/2) ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden (re’sen) almak zorundadır (TMK md.169). O halde; Türk Medeni Kanununun 185/3. ve 186/3. maddeleri uyarınca, tarafların ekonomik ve sosyal durumları da gözetilerek dava tarihinden geçerli olmak üzere dava sırasında anne yanında olduğu anlaşılan müşterek çocuk yararına uygun miktarda tedbir nafakasına hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur…”

5-) Boşanma davasının taraflarından birinin cezaevinde tutuklu veya hükümlü olması, tedbir ve iştirak nafakası ile sorumlu tutulmamasını gerektirmez.

2.H.D. T: 02.11.2017, E: 2016/6478, K: 2017/12172

”…2-Boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim, davanın devamı süresince, gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına (TMK.m. 186/1), geçimine (TMK m.185/3), malların yönetimine (TMK m. 223, 242, 244, 262, 263, 264, 267, 215) ve çocukların bakım ve korunmasına (TMK m.185/2) ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden (re’sen) almak zorundadır (TMK m.169). Yine boşanma veya ayrılık vukuunda çocuk kendisine tevdi edilmemiş taraf gücüne göre onun bakım ve eğitim giderlerine katılmakla yükümlüdür (TMK m. 182). Bu hususu hakim görevi gereği kendiliğinden dikkate alması gerekmektedir. Dosya kapsamından davalı erkeğin cezaevinde hükümlü olduğu anlaşılmaktadır. Davalının cezaevinde tutuklu veya hükümlü olması, tedbir ve iştirak nafakası ile sorumlu tutulmamasını gerektirmez. O halde; Türk Medeni Kanununun 169., 182., 185/2., ve 186/3. maddeleri uyarınca, tarafların ekonomik ve sosyal durumları da gözetilerek dava tarihinden geçerli olmak üzere velayeti davacı anneye verilen ortak çocuk 17.08.2008 doğumlu … yararına davalının mali gücü oranında tedbir ve iştirak nafakasına hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı bulunmuştur…”

 

 

0850 840 0442