4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 175

2. Yoksulluk Nafakası

Madde 175- (1) Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir

(2) Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.

İlgili Yargıtay Kararları

1-) Yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için, bu konuda ‘açık talep’ bulunması zorunludur.

Y. 2. H.D., T: 28.04.2015, E: 2015/2995, K: 2015/8629 :

”…Davacı-davalı kadın boşanma sebebiyle yoksulluğa düşeceğinden Türk Medeni Kanununun 175. maddesi koşulları gerçekleştiği halde davacı-davalı kadın yararına yoksulluk nafakasına hükmedilmemesi nedeniyle yerel mahkeme kararı bozulmuştur. Davacı-davalı kadın vekili dava dilekçesinde “davacı müvekkilim için şimdilik tedbir nafakası olarak 1000 TL ödenmesine ilk duruşmada karar verilmesini talep ediyorum” şeklinde beyanda bulunmuştur. Türk Medeni Kanununun 175. maddesi uyarınca yoksulluk Nafakasına hükmedebilmek için nafaka talep edenin boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olması yanında bu konuda açık talebinin de bulunması gerekmektedir. Dava dilekçesinde “başka türlü geçinmelerini sağlaması ve iş bulup çalışmasının olanaksız” olması şeklinde açıklamalar, yoksulluk nafakası isteği olarak değerlendirilemez. Açıkça tedbir nafakası talebinde bulunulup, yoksulluk nafakası isteği bulunmadığından, davacı-davalı kadına yoksulluk nafakası verilmesi yönündeki bozma doğru bulunmamıştır. Davalı-davacı erkeğin karar düzeltme isteğinin bu yönden kabulü ile Dairemizin 20.10.2014 gün, 2014/9832- 2014/20170 sayılı bozma, onama ilamının 3. bendindeki bozma kararının kaldırılarak, hükmün yoksulluk nafakası yönünden onanmasına karar verilmesi gerekmiştir…”

2-) Dava devam ederken, yoksulluk nafakasından feragat edilmişse, mahkemece feragat eden taraf lehine yoksulluk nafakasına hükmedilemez.

Y. 2. H.D., T: 13.09.2011, E: 2010/13867, K: 2011/13270 :

”…Davalı kadın 15.12.2009 tarihli duruşmada ve 22.12.2009 tarihli dilekçe ile yoksulluk nafakası istemediğini bildirmiştir. Bu beyan yoksulluk nafakası yönünden feragat niteliğinde olup buna rağmen davalı yararına yoksulluk nafakası takdiri usul ve yasaya aykırıdır. (HUMK. md. 74)…”

3-) Daha öncesinde ‘yoksulluk nafakası’ talebinde bulunulmayıp, ön inceleme duruşmasında bu talebin ileri sürülmesi, talep sonucunun genişletilmesi niteliğinde olup, söz konusu talep mahkemece incelenemez.

Y. 2. H.D., T: 27.05.2015, E: 2014/24972, K: 2015/10869 :

”…Karşılıklı açılan boşanma davaları Hukuk Muhakemeleri Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra ikame edilmiştir. Davalı-karşı davacı, cevap ve karşı dava dilekçesinde yoksulluk nafakası isteğinde bulunmamış, 26.03.2014 tarihli ön inceleme duruşmasında yoksulluk nafakası talep etmiş ve aynı oturumda hazır bulunan davacı-karşı davalı bu isteğe muvafakati olmadığını beyan etmiştir. Taraflar cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe, ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia ve savunmalarını genişletebilir veya değiştirebilirler. Ön inceleme duruşmasına taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onun onayı aranmaksızın iddia ve savunmasını genişletebilir yahut değiştirebilir. Ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra ii değer tarafın açık muvafakati ve ıslah dışında iddia ve savunma genişletilemez yahut değiştirilemez (HMK.md.141/1). Davalı-karşı davacının ilk defa ön inceleme duruşmasında ileri sürdüğü yoksulluk nafakası isteği, talep sonucunun genişletilmesi niteliğindedir. açıkça muvafakat ve ıslah da söz konusu olmadığına göre, davalı-karşı davacının yoksulluk nafakası talebi artık incelenemez. Bu husus nazara alınmadan, yoksulluk nafakası talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesi gerekirken, bu isteğin esasına ilişkin hüküm tesis edilmesi doğru olmamıştır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda (2.) bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda (1.) bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, aşağıda yazılı temyiz ilam harcının temyiz eden Sunduz’a yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna 123.60 TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatıran Mehmet’e geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere yoksulluk nafakasıyla ilgili bozmada oyçokluğuyla, diğer yönlerden oybirliğiyle karar verildi…”

4-) Davadan veya ferilerinden feragat beyanının, kesin ve duraksamaya yer bırakmayacak şekilde açık ve net olması lazımdır.

Y. 2. H.D., T: 26.12.2019, E: 2019/6126, K: 2019/12836 :

”…Davadan veya ferilerinden feragat beyanının, kesin ve duraksamaya yer bırakmayacak şekilde açık olması lazımdır. Davacı kadının dava dilekçesindeki “Kendisi için herhangi birşey istemediğine” dair beyanı soyut ve genel nitelikte olup somut olarak herhangi bir haktan vazgeçtiği belirli değildir. Davacı kadının maddi ve manevi tazminat ile yoksulluk nafakası istemediğine dair açık bir beyanı bulunmamaktadır. Bu nedenle ortada geçerli bir feragat beyanının bulunduğundan söz etmek mümkün değildir. Davacı kadın usulüne uyun olarak sunmuş olduğu ıslah dilekçesiyle maddi ve manevi tazminat ile yoksulluk nafakası talebinde bulunmuştur. O halde davalı erkeğin, kadın yararına hükmolunan tazminatlara ve yoksulluk nafakasına ilişkin istinaf taleplerinin esasına girilerek sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir…”

5-) Yoksulluk nafakasına hükmedebilmek için, nafaka talep eden eşin boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olması gerekir. Asgari ücret seviyesinde gelirinin bulunması, kişiyi yoksulluktan kurtarmaz. Sonuç olarak, nafaka talep eden eş yararına uygun miktarda yoksulluk nafakası belirlenmelidir.

Y. 2. H.D., T: 09.10.2019, E: 2019/6025, K: 2019/9879 :

”…Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davacının aldığı emekli maaşının kendisini yoksulluktan kurtaracağı gerekçesiyle davacının yoksulluk nafakası talebinin reddine karar verilmiştir. Boşanan eş yararına yoksulluk nafakasına hükmedebilmek için, nafaka talep eden eşin boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olması gerekir (TMK m. 175). Davacı kadın hakkında yapılan ekonomik sosyal durum araştırmasına göre davacı kadın asgari ücret seviyesinde emekli maaşı almakta ise de, asgari ücret seviyesindeki gelir kişiyi yoksulluktan kurtarmaz (YHGK 2009/3-165-186). Tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre, davacı kadının boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceği açıktır. O halde, davacı kadın yararına geçimi için uygun miktarda yoksulluk nafakası takdiri gerekirken, yazılı gerekçe ile yoksulluk nafakası talebinin reddi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir…”

6-) Cezaevinde tutuklu veya hükümlü olmak, yoksulluk nafakası ile sorumlu tutulmayı engellemez ise de, cezaevinde bulunan tarafın, herhangi bir geliri ve malvarlığı bulunmamaktaysa yoksulluk nafakası ile sorumlu tutulamaz.

Y. 2. H.D., T: 20.02.2019, E: 2017/6531, K: 2019/1501 :

”…İlk derece mahkemesince davacı kadının yoksulluk nafakası talebinin kabulüne aylık 200.00 TL yoksulluk nafakasının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Davalı erkeğin istinaf talebi üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi’nin 21/06/2017 tarihli, 2017/763 esas ve 2017/916 karar sayılı kararı ile davalı erkeğin yoksulluk nafakasına ilişkin istinaf talebinin kabulü ile aylık 200.00 TL yoksulluk nafakasının davalı erkeğin cezaevinden tahliye tarihinden geçerli olmak üzere davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Davalı erkeğin halen Silifke Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/128 esas sayılı dosyası üzerinden mahkum olduğu 16 yıl 8 ay ve 2 yıl 6 ay hapis cezalarından dolayı ceza infaz kurumunda hüküm özlü olarak bulunduğu anlaşılmaktadır. Her ne kadar erkeğin cezaevinde tutuklu veya hükümlü olması, yoksulluk nafakası ile sorumlu tutulmamasını gerektirmez ise de dosya kapsamından yaptırılan sosyal ve ekonomik durum araştırmasında davalı erkeğin herhangi bir geliri ve malvarlığının olmadığı anlaşılmaktadır. Kendi yoksul olan kişi nafaka ile yükümlü tutulamaz. Bu durumda davacı kadının yoksulluk nafakası talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, kabulü doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir…”

7-) Yoksulluk nafakası talebinde bulunan tarafın düzenli bir işte çalışmaması, geçici sezonluk işlerde çalışması; yoksulluk nafakasına hak kazandığı yönünde değerlendirilmelidir.

Y. 2.H.D., T: 26.04.2021/, E: 2021/2619, K: 2021/3388 :

”…İlk derece mahkemesince kadının yoksulluk nafakası talebi kabul edilerek aylık 400-TL yoksulluk nafakasına hükolunmuş, bölge adliye mahkemesince ise SGK hizmet dökümüne göre kadının 01.05.2018 tarihinde çalışmaya başladığı, en son çalıştığı iş yerinden 18.11.2020 tarihinde istifa ederek ayrıldığı, işinden kendi isteği ile ayrılan kadın yararına yoksulluk nafakasına hükmedilemeyeceği belirtilmiş, bu konuda erkeğin istinaf kanun yolu incelemesi talebi yoksulluk nafakası yönünden kabul edilip, sair yönlerden esastan reddedilmiştir. Boşanan eş yararına yoksulluk nafakasına hükmedebilmek için, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olması gerekir (TMK m. 175). Her ne kadar, kadının kendi isteği ile işten ayrıldığı belirtilerek, ilk derece mahkemesince hükmedilen yoksulluk nafakası yerinde görülmemiş ise de; yapılan yargılama ve toplanan delillerden, kadının sürekli ve düzenli bir işinin olmadığı, geçici sezonluk işlerde çalıştığı anlaşılmakla yoksulluk nafakasına hak kazandığı değerlendirilmesi gerekirken, bu yön gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir…”

8 -) Asgari ücret düzeyindeki gelir, yoksulluk nafakası almaya engel teşkil etmez.

Y. 2. H.D., T: 24.03.2021, E: 2021/989, K: 2021/2573 :

”…Yoksulluk nafakası talebinin kabul edilebilmesi için nafaka alacaklısının boşanma yüzünden yoksulluğa düştüğünün belirlenmesi gerekir. Davalı-karşı davacı kadının SGK kaydının olduğu sabittir. Ancak, elde ettiği gelir miktarı belli değildir. Bu nedenle tarafların elde ettikleri gelirin miktarı karar tarihi itibariyle tekrar araştırılıp, asgari ücret düzeyindeki gelirin yoksulluk nafakası almaya engel teşkil etmeyeceği (YHGK 2009/3-165-186) hususlarının birlikte değerlendirilerek sonucuna göre yoksulluk nafakası hakkında bir karar verilmesi gerekirken bu hususlar dikkate alınmadan eksik inceleme ile yoksulluk nafakası talebinin reddine karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup kararın bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir…”

 

 

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 173

IV. Boşanan Kadının Kişisel Durumu
Madde 173- (1) Boşanma hâlinde kadın, evlenme ile kazandığı kişisel durumunu korur; ancak, evlenmeden önceki soyadını yeniden alır.

(2)Eğer kadın evlenmeden önce dul idiyse hâkimden bekârlık soyadını taşımasına izin verilmesini isteyebilir.

(3) Kadının, boşandığı kocasının soyadını kullanmakta menfaati bulunduğu ve bunun kocaya bir zarar vermeyeceği ispatlanırsa, istemi üzerine hâkim, kocasının soyadını taşımasına izin verir.

(4) Koca, koşulların değişmesi hâlinde bu iznin kaldırılmasını isteyebilir.

İlgili Yargıtay Kararları

1-) Kadın, eşinin soyadını kullanmakta menfaatinin bulunduğunu, çocukların menfaatinin bulunmasıyla ispat edemez. Kadınını ‘kendi menfaati’ bulunduğunu ispatlaması gereklidir.

Y. 2. H.D., T: 23.06.2015, E: 2015/12024, K: 2015/13284 : 

”…Mahkemece, “davacının boşandıktan sonra da, eşinin soyadını kullanmasına izin verilmiş” tir. Gerekçe olarak “tarafların boşanmalarına ilişkin kararla ortak çocuklarının velayetinin davacıya bırakıldığı, ilköğretim ve lise çağında bulunan çocukların soyadının, annelerinin soyadından farklı olmasının, çocuklar için telafisi imkansız sorunlara sebep olabileceği, bu sebeple davacının, boşandığı kocasının soyadını kullanmasında menfaatinin bulunduğu” gösterilmiştir. Türk Medeni Kanununa göre, boşanan kadın, boşandığı kocasının soyadını kullanmakta menfaati bulunduğunu ve bunun kocaya zarar vermeyeceğini ispatlaması halinde istemi üzerine kocasının soyadını kullanmasına verilir (TMK. m.173/2). Tarafların boşanmalarına ilişkin karar 14.10.2014 kesinleşmiş, işbu dava ise 21.10.2014 tarihinde açılmıştır. Yasal düzenlemeye göre, davacı, boşandığı kocasının soyadını kullanmakta menfaati bulunduğunu ispat etmelidir. Çocukların menfaatinin olması yeterli değildir. Gösterilen gerekçe, menfaat olgusunun varlığı için yeterli kabul edilmesi durumunda, ebeveynleri boşanmış olan bütün çocuklar için aynı durumun sözkonusu olması gerekir. Oysa, Kanun, çocukların değil, kadının menfaatinin varlığını esas almıştır. Davacı, gösterdiği delillerle boşandığı kocasının soyadını kullanmakta menfaati bulunduğu ispat edememiştir. O halde, davanın reddi gerekirken yetersiz gerekçe ile isteğin kabulüne karar verilmesi doğru bulunmamıştır…”

2-) ‘Pasaport işlemlerinde zorluk yaşama olayı’, TMK m.173/2′ de belirtilen ‘menfaat’ kavramı içerisinde değerlendirilemez.

Y. 2. H.D., T: 24.12.2012, E: 2011/21967, K: 2012/31300 :

”…Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle Türk Medeni Kanunu 173/2. maddesi uyarınca, kadının boşandığı kocasının soyadını taşımaya izin verilebilmesi için kocanın soyadını kullanmakta menfaatini kanıtlamış olmasının gerekmesine; menfaat olarak bildirilen “pasaport işlemlerinde zorluk yaşama olayının” yasada öngörülen menfaat kavramı içinde değerlendirilemeyeceğine göre yerinde bulunmayan temyiz isteğinin reddiyle…”

3-) TMK. m.173’e dayanılarak açılan davada, davalı ‘davayı kabul ettiğini’ bildirirse, bu durumda kadının kocasının soyadını kullanmakta menfaatinin bulunduğu ve bunun kocaya bir zarar vermeyeceğinin kabulü gerekir.

Y. 2. H.D., T: 21.04.2015, E: 2014/26878, K: 2015/7937 :

”…Davacı, eşinden boşandığını belirterek, boşandığı kocasının soyadını taşımasına izin verilmesi istemiş, mahkemece; “menfaat koşulunun bulunmadığı” gerekçesiyle istek reddedilmiştir. Dava, Türk Medeni Kanunun 173/2. maddesine dayanmaktadır. Davacının boşandığı kocası olan davalı, 02.10.2014 tarihli duruşmada “davayı kabul ettiğini” bildirmiştir. Bu durumda boşandığı kocasının soyadını kullanmakta menfaatinin bulunduğu ve bunun kocaya bir zarar vermeyeceği artık kabul edilmelidir. Öyleyse isteğin kabulüne karar verilmesi gerekirken, bu husus nazara alınmadan davanın reddine karar verilmesi doğru bulunmamıştır…”

4-) TMK’nin 173/4. maddesi uyarınca kadının boşandığı eşinin soyadını kullanmaya ilişkin iznin kaldırılabilmesi koşulların değişmesi haline bağlı olup, ispat yükü boşanan kadının soyadının kullanılmasında artık menfaati kalmadığı yahut kadının soyadını kullanmasının kendisine zarar verdiği iddiasında bulunan davacıdadır.

Y. 2. H.D., T: 21.12.2021, E: 2021/7518, K: 2021/9872 :

”…Türk Medeni Kanunu’nun 173/3-4. maddeleri uyarınca, kadının, boşandığı kocasının soyadını kullanmakta menfaati bulunduğu ve bunun kocaya bir zarar vermeyeceği ispatlanırsa, istemi üzerine hâkim, kocasının soyadını taşımasına izin verir. Koca, koşulların değişmesi hâlinde bu iznin kaldırılmasını isteyebilir. Somut uyuşmazlıkta tarafların 2006 yılında evlendikleri, 2009 doğumlu … ve … isimli ikiz ortak çocuklarının dünyaya geldiği ve 2011 yılında Türk Medeni Kanunu’nun 166/3. maddesi uyarınca anlaşmalı olarak boşandıkları, boşanma protokolü kapsamında tarafların karşılıklı kabulü ile kadının boşandığı eşinin soyadını kullanmaya devam ettiği davanın açıldığı tarih itibari ile davalı kadının 7 yıldır eşinin soyismini kullandığı anlaşılmıştır. TMK’nin 173/4. maddesi uyarınca kadının boşandığı eşinin soyadını kullanmaya ilişkin iznin kaldırılabilmesi koşulların değişmesi haline bağlı olup, ispat yükü boşanan kadının soyadının kullanılmasında artık menfaati kalmadığı yahut kadının soyadını kullanmasının kendisine zarar verdiği iddiasında bulunan davacıdadır. Tarafların ortak çocuklarının velayeti davalı annede bulunduğu, çocukların halen ergin olmadığı, bu kapsamda çocukların üstün yararının devam ettiği, keza davacı koca tarafından kadının soyadını kullanımından kaynaklı somut bir zararın da ispat edilemediği, taraflar arasında kadın hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı ile sonuçlanan soruşturma dosyası bulunması ve karşılıklı kişisel ilişkiye yönelik dava bulunmasının da tek başına kocanın soyadının kullanımından kaynaklı zararına dayanak gösterilmeyeceği, netice olarak davanın reddi gerektiği gözetilmeden yanılgılı değerlendirme sonucu davanın kabulüne karar verilmesinde isabet görülmemiş ve hükmün bozulmasına karar verilmiştir…”

5-) Kadın, bilim çevresinde ve eserlerinde ‘kocasının soyadıyla’ tanınmaktaysa, kocasının soyadını taşımakta menfaatinin bulunduğu kabul edilmelidir.

Y. 2. H.D., T: 19.04.2012, E: 2011/3778, K: 2012/10320 :

Davacının, Dokuz Eylül Üniversitesinde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalında “çocuk nöroloğu” bölümünde öğretim görevlisi olarak çalıştığı, halen dul olduğu evlilik birliğinin devamı sırasında eserlerini ve bilimsel çalışmalarını boşandığı kocasının soyadı ile yayınladığı ve bilim çevresinde aynı soyadı ile tanındığı, eserlerine bu soyadı ile “atıflar” yapıldığı yapılan soruşturma ve toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Bu halde boşandığı kocasının soyadını kullanmakta menfaatinin bulunduğu açıktır. Bunun kocaya zarar vereceğine ilişkin ciddi sebep ve deliller de tespit edilememiştir. Öyleyse Türk Medeni Kanununun 173/2. maddesi gereğince davacıya boşandığı kocasının soyadını taşımasına izin verilmesi gerekirken isteğin reddi doğru bulunmamıştır.

6-) Kadın evlilik soyadı ile tanınmış ve isim yapmış ise kocanın soyadını kullanmakta menfaati olduğunun kabulü gerekir.

Y. 2. H.D., T: 27.05.2013, E: 2012/20089, K: 2013/14380 :

”…Boşanma halinde kadın, evlilik ile kazandığı kişisel durumunu korur, ancak evlenmeden önceki soyadını yeniden alır. Kadının boşandığı kocasının soyadını kullanmakta menfaati bulunduğu ve bunun kocaya bir zarar vermeyeceği ispatlanırsa, istemi üzerine hakim, kocasının soyadını taşımasına izin verir (TMK.md.173). Boşanan kadının, evliliğin sona ermesinden sonra kocasının soyadını taşımasına imkan tanıyan bu hükmün amacı, kadının sosyal durumunu korumasını sağlamaktır. Bir başka ifade ile kadın evlilik soyadı ile tanınmış ve isim yapmış ise kocanın soyadını kullanmakta menfaati olduğunun kabulü gerekir. Toplanan delillerden mahkemenin de kabulünde olduğu üzere davacının boşandığı kocasının soyadını kullanmasının davalıya bir zarar vermediği, davacının iş ve sosyal yaşamında kocasının soyadıyla tanınıp bilindiği, bu nedenle kocanın soyadını kullanmakta menfaati bulunduğu anlaşılmakla isteğin kabulü yerine yazılı şekilde reddi doğru bulunmamıştır…”

7-) Kocanın soyadını kullanmaya ilişkin davanın kabulünden sonra kadının, başka bir erkekle fiilen birlikte yaşaması ve o kişiden çocuk sahibi olması, davacı erkeğin iznin kaldırılmasını talep etmekte haklı olduğunu gösterir.

Y. 2. H.D., T: 04.10.2022, E: 2022/8087, K: 2022/7712 :

”…Boşanan kadının kişisel durumu 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 173. maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu düzenleme, “Boşanma hâlinde kadın, evlenme ile kazandığı kişisel durumunu korur; ancak, evlenmeden önceki soyadını yeniden alır. Eğer kadın evlenmeden önce dul idiyse hâkimden bekârlık soyadını taşımasına izin verilmesini isteyebilir. Kadının, boşandığı kocasının soyadını kullanmakta menfaati bulunduğu ve bunun kocaya bir zarar vermeyeceği ispatlanırsa, istemi üzerine hâkim, kocasının soyadını taşımasına izin verir. …, koşulların değişmesi hâlinde bu iznin kaldırılmasını isteyebilir” şeklinde olup, bu düzenlemeye göre kadının boşandığı kocasının soyadını kullanabilmesi için kadının menfaati bulunmalı ve bu durum kocaya zarar vermemelidir. Somut uyuşmazlıkta, tarafların boşandıktan sonra da birlikte yaşamaya devam ettikleri ve davalı kadının davacı kocanın soyadını kullanmasına ilişkin davasının bu dönemde İstanbul Anadolu 16. Aile Mahkemesi’nin 2017/461 esas sayılı dosyasında verildiği anlaşılmaktadır. Ancak, bundan sonra davalı kadının, başka bir erkek ile fiilen birlikte yaşadığı ve o kişiden çocuk sahibi olduğu gözetildiğinde davacı erkeğin soyadını kullanmasında menfaati olduğundan söz edilemeyeceği gibi, davacı erkeğin de iznin kaldırılmasını talep etmekte haklı olduğunu kabul etmek gerekir. TMK m. 173/3 koşulları oluşmuştur. Açıklanan nedenlerle, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir…”

 

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 171

II. Ayrılık süresi

Madde 171- (1) Ayrılığa bir yıldan üç yıla kadar bir süre için karar verilebilir. Bu süre ayrılık kararının kesinleşmesiyle işlemeye başlar.

İlgili Yargıtay Kararları

1-)  Mahkemece verilen ayrılık kararı, karar tarihinden itibaren değil; kararın kesinleşmesinden itibaren verilmelidir.

Y. 2.H.D., T: 21.02.2018, E: 2016/11933, K: 2018/2327 :

 

”…2-Boşanma sebebi ispatlanmış olursa hakim boşanma veya ayrılığa karar verir. (TMK m 170). Dava yalnız ayrılığa ilişkinse boşanmaya karar verilemez. Dava boşanmaya ilişkinse ancak ortak hayatın yeniden kurulması olasılığı bulunduğu takdirde ayrılığa karar verilebilir. Ayrılığa bir yıldan üç yıla kadar bir süre için karar verilebilir. Bu süre ayrılık kararının kesinleşmesiyle işlemeye başlar. ( TMK m. 171). Mahkemece davacı erkeğin davasının kısmen kabulüyle karar tarihinden itibaren bir yıl süreyle tarafların ayrı yaşamalarına karar verilmiştir. Ayrılık kararının kararın kesinleşmesinden itibaren verilmesi gerekirken karar tarihinden itibaren ayrılık kararı verilmesi doğru değil ise de bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hükmün bu bölümünün düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerekmiştir (HUMK m. 438/7)…”

2-) Taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte geçimsizlik mevcut ise ve ortak hayatın yeniden kurulma olasılığı da bulunmamaktaysa, boşanmaya değil de ayrılığa karar verilmesi hatalıdır.

Y. 2.H.D., T: 02.10.2014, E: 2014/8334, K: 2014/19284 : 

”…Davacı (kadın)’ın temyizinin incelenmesine gelince; boşanma sebebi ispatlanmış olursa, hakim boşanmaya veya ayrılığa karar verir. Dava yalnız ayrılığa ilişkinse boşanmaya karar verilemez. Dava boşanmaya ilişkinse, ancak ortak hayatın yeniden kurulması olasılığı bulunduğu takdirde ayrılığa karar verilebilir (TMK md. 170). Mahkemece, davacı (kadın)’ın boşanma talebi kanıtlanamadığı gerekçesiyle iki yıl süreyle ayrılığa karar verilmiş ise de; yapılan yargılama ve toplanan delillerden, davalı (koca)’nın altınlar yüzünden eşiyle tartışması sırasında olay yerine gelen kadının ailesinin üzerine silahla ateş ettiği ve bu nedenle hakkında kamu davası açıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Boşanmanın şartları gerçekleşmiştir. Ortak hayatın yeniden kurulması olasılığının da bulunmadığı anlaşılmaktadır. Davacı (kadın)’dan kaynaklanan bir kusur tespit edilememiştir. Mahkemece boşanmaya (TMK md. 166/1-2) karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile ayrılığa karar verilmesi yanlış olmuştur…”

3-) Boşanma davası açıldıktan sonra, ortak konuta geri dönüp, eşle birlikte yaşama, dava konusu olayların affedildiği anlamına gelmektedir. Sonuç olarak boşanma sebebi ispatlanmamış sayılmakla  birlikte, ayrılığa da karar verilemez.

Y. 2.H.D., T: 26.05.2014, E: 2013/25581, K: 2014/11565 :

”… Davacı, boşanma talep etmiş, mahkemece, tarafların bir yıl süreyle ayrılıklarına karar verilmiştir. Ayrılığa karar verilebilmesi için de, boşanma sebebinin ispatlanmış olması zorunludur (TMK. md. 170/1). Dava, 13.09.2010 tarihinde açılmıştır. Davacının davadan sonra ortak konuta geri döndüğü ve davalıyla yaklaşık iki ay kadar birlikte yaşadığı anlaşılmaktadır. Davaya rağmen ortak konuta geri dönüp eşiyle birlikte yaşama, dava sebebi yapılan olayların affedildiğini veya en azından hoşgörüyle karşılandığını, evlilik birliğinin çekilebilir olduğunu gösterir. Bu halde de boşanma sebebi ispatlanmış sayılamaz ve ayrılığa da karar verilemez. Bu husus nazara alınmadan davanın reddi yerine, yetersiz gerekçe ile ayrılığa karar verilmesi doğru bulunmamıştır…”

4-) Ayrılık davasında, boşanma sebebi sabitken, TMK. m.171 de gösterilen alt snıır ve üst sınır arasında bir süre ayrılığa karar verilmemesi hatalıdır.

Y. 2. H.D., T: 14.03.2013, E: 2012/5709, K: 2013/6875 :

”…Davalının 2008 yılı sonunda sebepsiz olarak müşterek konutu terk ettiği evin giderlerine katılmadığı, eşinin tedavisiyle ilgilenmediği, bu suretle evlilik birliğine ilişkin görevlerini yerine getirmediği, yapılan soruşturma ve toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan bırakmayacak nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Türk Medeni Kanununun 166/1. maddesindeki boşanma sebebi ispatlanmıştır. O halde, istek çerçevesinde Yasada (TMK md. 171/1) gösterilen alt ve üst sınır arasında takdir edilecek bir süre ayrılığa karar verilmesi gerekirken isteğin reddi doğru bulunmamıştır…”

5-) Somut olayda, taraflar arasında ortak hayatın yeniden kurulması olasılığının bulunduğuna yönelik ciddi emareler varsa; ‘ayrılığa’ karar verilmesi gerekip gerekmediği hususunda değerlendirme yapılmadan karar verilmesi hatalıdır.

Y. 2. H.D., T: 09.04.2015, E: 2014/22069, K: 2015/7211 :

”…Dava, boşanmaya ilişkindir. Boşanma sebebi ispatlanmış olursa, hakim boşanmaya veya ayrılığa karar verir (TMK m. 170/1). Toplanan delillerle boşanma sebebinin ispatlandığında bir duraksama bulunmamaktadır. Ancak, olayların gelişimi, davalının yaşlı ve yatalak haldeki kayınvalidesine uzun yıllar bakıp gözetmiş olması ve kendisinin de son yıllarda hastalanmış bulunması ve davacının 24.06.2014 tarihli oturumdaki beyanı nazara alındığında, dosya kapsamında taraflar arasında ortak hayatın yeniden kurulması olasılığının mecvut olduğuna ilişkin ciddi emareler vardır. Bu husus gözetilerek tarafların “ayrılığına” (TMK m. 170, 171) karar verilmesi gerekip gerekmediği tartışılıp değerlendirilmeden hüküm kurulması doğru bulunmamıştır…”

 

 

 

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 188

B. Birliğin temsili

I. Eşlerin temsil yetkisi

Madde 188 – (1) Eşlerden her biri, ortak yaşamın devamı süresince ailenin sürekli ihtiyaçları için evlilik birliğini temsil eder.

(2) Ailenin diğer ihtiyaçları için eşlerden biri, birliği ancak aşağıdaki hâllerde temsil edebilir:

1. Diğer eş veya haklı sebeplerle hâkim tarafından yetkili kılınmışsa,

2. Birliğin yararı bakımından gecikmede sakınca bulunur ve diğer eşin hastalığı, başka bir yerde olması veya benzeri sebeplerle rızası alınamazsa.

İlgili Yargıtay Kararları

1-) Tarafların birlikte veya eşlerden biri tarafından seçilen ya da hakim tarafından belirlenen bağımsız bir eve davet edilmediği terk ihtarı, geçersizdir.

Y. 2. H.D. 27.02.2018, E: 2016/12303, K: 2018/2568

“…Davalı kadın ortak konutun bulunduğu Kütahya Tavşanlı’dan ayrılıp baba evinin bulunduğu … ili … ilçesine gitmiş, davacı erkek ise sonrasında Iğdır ili Aralık ilçesinde ikamet etmeye başlamıştır. Davacı erkek terk ihtarında eşini Aralık ilçesindeki adrese davet etmiştir.

Her ne kadar ihtar kanuni şekil ve sürelere (TMK m. 164) uygun ise de, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre davalının, tarafların birlikte (TMK m. 186) veya Türk Medeni Kanununun 188. maddesindeki şartlar dahilinde eşlerden biri tarafından seçilen ya da hakim tarafından belirlenen (TMK m. 195) bağımsız bir eve davet edilmediği anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında terk ihtarı geçersiz olmakla, davanın reddi gerekirken yazılı şekilde boşanmaya hükmedilmesi doğru olmamıştır.”

 

 

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 186

II. Konutun seçimi, birliğin yönetimi ve giderlere katılma

Madde 186 – (1) Eşler oturacakları konutu birlikte seçerler.

(2) Birliği eşler beraberce yönetirler.

(3) Eşler birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile katılırlar.

İlgili Yargıtay Kararları

1-) Boşanma veya ayrılık davası açıldığında hakim, davanın devamı süresince, gerekli olan geçici önlemleri (eşlerin barınmasına, geçimine, malların yönetimine ve çocukların bakım ve korunması) kendiliğinden almak zorundadır.

Y. 2. H.D. T: 09.11.2015, E: 2015/6766, K: 2015/20565

“…Boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim, davanın devamı süresince, gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına (TMK md.186/1), geçimine (TMK md.185/3), malların yönetimine (TMK md. 223, 242, 244, 262, 263, 264, 267, 215) ve çocukların bakım ve korunmasına (TMK md.185/2) ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden (re’sen) almak zorundadır (TMK md.169). O halde; Türk Medeni Kanununun 185/3. ve 186/3. maddeleri uyarınca, tarafların ekonomik ve sosyal durumları da gözetilerek dava tarihinden geçerli olmak üzere davalı kadın yararına uygun miktarda tedbir nafakasına hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.”

2-) Tüp bebek tedavisinde harcanan giderler, evlilik birliğinin giderleri kapsamında olup bu hususta harcanan giderlerin karşı taraftan istenmesi talebi kabul edilemez.

Y. 2. H.D. T: 01.10.2015, E: 2015/15368, K: 2015/17168

“Davalı, karşı boşanma davasına ilişkin dilekçesinde, evlilik birliği içinde tüp bebek tedavisi için bankadan kredi kullandığını ileri sürerek, katlandığı tedavi giderlerine karşılık davacı (karşı davalı) dan tazminat talebinde bulunmuştur. Taraflar, evlilik birliğinde bu yolla çocuk sahibi olmaya birlikte karar vermişlerdir. Bu tedavinin gerektirdiği giderler, “evlilik birliğinin giderleri” kapsamında (TMK.m.186/3) dır. Eşler evlilik birliğinin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlığıyla katılırlar ve bu birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamakla yükümlüdürler (TMK.m.185/2). Bu çerçevede yapılan giderleri, evlilik birliği taraflardan birinin kusuruna bağlı olarak sona ermiş olsa bile eşler birbirinden talep edemezler. Çünkü “birliğin giderlerine katılma” yükümlülüğü, yasadan kaynaklanır. Yasal bir yükümlülüğün gerektirdiği giderlere eşler aile birliğinin gereği olarak katlanmak zorundadırlar. Tüp bebek yoluyla çocuk sahibi olma yönünde eşlerin birlikte aldıkları karar, aralarında borç doğurucu bir hukuki işlem olarak da görülemez. Bu bakımdan katlanılan bu giderlerin talep edilmesi olanağı bulunmamaktadır.”

3-) Bağımsız konut temin etmeyerek davacı kadının anne ve babası ile birlikte yaşadıkları eve dönmesini bekleyen davalı erkek kusurludur.

Y. 2. H.D. T: 16.05.2022, E: 2022/2581, K: 2022/4420

“Davacı kadın tarafından TMK 166/1 maddesine dayalı boşanma davası açılmış, ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, bu karara karşı davacı kadın tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş, istinaf incelemesi yapan bölge adliye mahkemesince davacının istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiş, karar davacı kadın tarafından temyiz edilmiştir.

İlk derece mahkemesince her ne kadar davacı kadının bu davadan önce açtığı boşanma davasında, eşi ile aralarındaki sorunları çözmüş olduğunu, yeniden bir araya geleceklerini beyan edip davasından vazgeçtiğini, vazgeçme ile davalı erkeğin kusurlarını affettiği, affedilen ve hoşgörü ile karşılanan olayların taraflara kusur olarak yüklenemeyeceği, davacı kadının dava dilekçesinde de o davadaki aynı vakıalara dayandığı, yeni bir vakıanın ileri sürülmediği, bu nedenle davasının reddine karar verildiği belirtilmiş ise de, davacı kadın dava dilekçesinde, davalı erkeğe güvenerek davasından vazgeçtiğini, geçen zamanda davalı erkeğin bağımsız konut temin etmediğini ve ailesi ile yaşayacağını söylemesi nedeni ile boşanmak istediğini bildirmiştir. Dosyadaki tanık beyanlarına göre, tarafların evlendikten sonra davalı erkeğin annesi ve babası ile yaşadıkları sabit olup davalı erkek evlilik boyunca bağımsız bir konut temin etmemiştir. Davalı erkeğin cevap dilekçesindeki tarafların beraber yaşayabileceği bir ev yapmaya hazır olduğuna ilişkin beyanı da, davacı kadının ilk açtığı davadan sonra bağımsız bir konut temin etmediği yönündeki davacının iddiasını desteklemektedir. TMK`nun 186/1 maddesine göre eşler oturacakları konutu birlikte seçerler. Bu durumda bağımsız konut temin etmeyerek davacı kadının anne ve babası ile birlikte yaşadıkları eve dönmesini bekleyen davalı erkek kusurludur.”

4-) Hasta ve yaşlı annesi ile aynı binada oturan ve bu sebeple eşinin tek yönlü kararı ile taşınmak istemeyen eşe, bu davranışı kusur olarak yüklenemez.

Y. 2. H.D. T: 21.09.2017, E: 2016/4457, K: 2017/9872

…2-Mahkemece davacı-karşı davalı erkeğin boşanma davası, davacı-karşı davalı erkeğin oturmuş oldukları binadan taşınmak istediği buna karşılık davalı-karşı davacı kadının, yaşlı ve hasta annesinin aynı binada oturması nedeniyle mahalle ve binadan ayrılmak istemediği, bu nedenle taraflar arasında tartışmaların olduğu, tarafların birbirlerine karşılıklı olarak saygı ve sevgilerinin kalmadığı gerekçesi ile kabul edilmiştir. Eşler oturacakları konutu birlikte seçerler (TMK m. 186/1). Hasta ve yaşlı annesi ile aynı binada oturan ve bu sebeple eşinin tek yönlü kararı ile taşınmak istemeyen davalı-karşı davacı kadına bu davranışı, kusur olarak yüklenemez. Davalı-karşı davacı kadına başka bir eve çıkmak için baskı yapan, evliliğin devamı için şartlar koyan, balık tutmaya gittiğini söyleyip 2-3 gün eve gelmeyen, eve yeterince harcama yapmayıp birlik görevlerini ihmal eden davacı-karşı davalı erkek boşanmaya sebep olan olaylarda tam kusurludur. Bu sebeple davacı-karşı davalı erkeğin davasının reddi gerekirken kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

3- Yukarıda ikinci bentte belirtildiği üzere boşanmaya sebebiyet veren olaylarda davacı-karşı davalı erkek tam kusurludur. Kadın yararına Türk Medeni Kanununun 174/1 maddesi koşulları oluşmuştur. Bu husus gözetilmeden davalı-karşı davacı kadının maddi tazminat talebinin reddi doğru olmamıştır.”

5-) Evlilik birliğinin giderlerine katılmada ölçü, eşlerin ekonomik güçleridir.

Y. 2. H.D. 11.05.2017, E: 2016/17972, K: 2017/7121

“Tedbir nafakasının niteliği ve yasal düzenleme gereği, her iki eşin birliğin giderlerine katılma zorunluluğu vardır. Bu husus TMK’nın 186. maddesinin 3. fıkrasında düzenlenmiş olup; eşlerin birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile katılacakları hükme bağlanmıştır. Birliğin giderlerine katılmada ölçü ise eşlerin ekonomik güçleridir. Davacı eşin belirli bir gelirinin olması hatta gelirinin davalı eşin gelirinden fazla olması, davalı eşi nafaka yükümlülüğünden kurtarmaz. Davacı eşin gelirinin bulunması sadece hükmedilecek nafakanın miktarının tayininde göz önünde bulundurulur.”

 

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 182

VIII. Çocuklar bakımından ana ve babanın hakları

1. Hâkimin takdir yetkisi

Madde 182 – (1) Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler.

(2) (Ek ikinci fıkra:24/11/2021-7343/37 md.) Mahkeme, kararında kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerinin yerine getirilmemesi hâlinde, çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayetin değiştirilebileceğini ihtar eder.

(3)Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır.

(4) Hâkim, istem hâlinde irat biçiminde ödenmesine karar verilen bu giderlerin gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.

İlgili Yargıtay Kararları

1-) Çocuğun velayeti kendisine verilmeyen tarafın çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katılma yükümlülüğünü, hakimce görevi gereği kendiliğinden dikkate alınması gerekmektedir.

Y. 2. H.D. T: 08.02.2018, E: 2016/10637, K: 2018/1627

“3-Boşanma veya ayrılık vukuunda çocuk kendisine tevdi edilmemiş taraf gücüne göre onun bakım ve eğitim giderlerine katılmakla yükümlüdür. (TMK m. 182) Bu hususu hakim görevi gereği kendiliğinden dikkate alması gerekmektedir. O halde velayeti temyiz edene tevdi edilen ortak çocuklar 2007 doğumlu Öykü ve 2010 doğumlu … için iştirak nafakasına hükmedilmemesi usul ve yasaya aykırıdır.”

2-) Tesis edilen kişisel ilişkinin başlangıç ve bitiş saatlerinin hükümde gösterilmemesi ve diğer tereddüte neden olabilecek hususlar, kararın bozulmasını gerektirir.

Y. 2. H.D. T: 12.10.2015, E: 2015/4287, K: 2015/18178

“…Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, ana ve babanın haklarını ve çocuklarla olan kişisel ilişkisini düzenlemek zorundadır. (TMK. m. 182/1) Velayetin kullanılması kendine verilmeyen eşin çocuklarla kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde çocuğun sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararları esas tutulur. (TMK. m. 182/2) Velayeti anneye bırakılan tarafların müşterek çocuğu … ile davacı-karşı davalı (baba) arasında “her yıl sömestr tatilinde ilk hafta” için tesis edilen kişisel ilişkinin başlangıç ve bitiş saatleri hükümde gösterilmemiştir. Bu şekildeki düzenleme infazda duraksamaya yol açabileceği gibi, “babanın müşterek çocuğu yanına aldırtarak kişisel ilişki kurulmasına” yönelik düzenlemede babanın çocuğu kişisel ilişki tesisi amacıyla anneden kendisinin alıp alamayacağı konusunda infazda tereddüte neden olur. Bu sebeplerle baba ile müşterek çocuk arasında yazılı şekilde kişisel ilişki tesisi doğru bulunmamıştır.”

3-) Kişisel ilişki kararında ilişkinin zamanı ve süresinin açık, şüphe ve duraksamaya yol açmayacak şekilde gösterilmesi zorunludur. 

Y. 2. H.D. T: 19.02.2013, E: 2012/3315, K: 2013/4061

“…Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, ana ve babanın haklarını ve çocuklarla olan kişisel ilişkisini düzenlemek zorundadır. (TMK. m. 182/1) Velayetin kullanılması kendine verilmeyen eşin çocuklarla kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde çocuğun sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararları esas tutulur. (TMK. m. 182/2) Velayetleri anneye bırakılan tarafların müşterek çocukları Ş.N.ve S.ile davalı (baba) arasında “kişisel ilişki tesisine” karar verilmiş, bu ilişkinin zamanı ve süresi, karar yerinde gösterilmemiştir. Bu yönden çocuklarla babaları arasında kişisel ilişki tesisine ilişkin hükmün infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bu hususta velayet sahibinin yükümlülüğünü, bu hak kendisine tanınan davalının da, hakkını kullanacağı süre ve zamanı bilmesi; yasadaki ifadesiyle “hükmün sonuç kısmında, taraflara yükletilen ödevlerin ve tanınan hakların, açık. şüphe ve duraksamaya yol açmayacak şekilde gösterilmesi” (HMK. m. 297/2) zorunludur. Bu husus nazara alınmaksızın, icrası (infazı) mümkün olmayacak şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.”

4-) Velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin, çalışmadığı, düzenli bir geliri ve mal varlığının bulunmadığı anlaşıldığı takdirde ortak çocuk için iştirak nafakası ile sorumlu tutulması doğru değildir.

Y. 2. H.D. T: 09.09.2019, E: 2019/2904, K: 2019/8333

“…Boşanma veya ayrılık halinde çocuk kendisine tevdii edilmemiş taraf gücüne göre onun bakım ve eğitim giderlerine katılmakla yükümlüdür (TMK m.182). Ancak velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katılması, mali gücü varsa söz konusu olur. Davalı-davacı kadının çalışmadığı, düzenli bir geliri ve mal varlığının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu husus gözetilmeden davalı-davacı kadının velayeti babaya bırakılan ortak çocuk için iştirak nafakası ile sorumlu tutulması doğru bulunmamış, bozmayı gerektirmiştir.”

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 178

5. Zamanaşımı

Madde 178 – (1) Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.

İlgili Yargıtay Kararları

1-) Yabancı mahkemece verilmiş olan boşana kararının tanınmasına veya tenfizine karar verilmedikçe, zamanaşımı süresinin tenfiz veya tanımaya ilişkin hükmün kesinleşmesinden itibaren başlaması gerekir. 

Y. 2. H.D. T: 13.06.2013, E: 2012/22788, K: 2013/16430

“Dava, boşanmadan sonra açılan boşanmaya bağlı maddi-manevi tazminat (TMK md.174/1-2) ve yoksulluk nafakası (TMK md.175) isteğine ilişkindir. Türk Medeni Kanununun 178. maddesi; evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava haklarının, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağını hükme bağlamıştır. Somut olayda boşanma kararı yabancı mahkemece verilmiş olup, bu kararın tanınmasına veya tenfizine karar verilmedikçe, boşanmaya bağlı dava haklarının kullanılması olanağı bulunmadığına göre, zamanaşımı süresinin, hakkın kullanılabilir duruma geldiği tarihten, başka bir ifade ile tenfiz veya tanımaya ilişkin hükmün kesinleşmesinden itibaren başlaması gerekir. Yabancı mahkeme ilamının tanınmasına ilişkin karar 23.12.2010 tarihinde kesinleşmiş, temyize konu dava ise 27.10.2011 tarihinde açılmıştır. Buna göre dava süresindedir. İşin esasının incelenmesi gerekirken, bu husus nazara alınmadan, zamanaşımı süresinin ilamın verildiği ülkedeki kesinleşme tarihinden başlatılarak, davanın zamanaşımından reddi doğru bulunmamıştır.”

2-) Ziynet eşyasının iadesi, evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden  doğan dava hakkı niteliğinde olmayıp adi istihkak niteliğindedir ve mülkiyet hakkına dayandığından ötürü zamanaşımına tabi değildir.

Y. 2. H.D. T: 26.03.2015, E: 2014/23433, K: 2015/5730

“…Davacı, dava dilekçesinde kendisine ait takıların boşanmadan sonra davalıda kaldığını, davalının ziynetlerini iade etmediğini ileri sürerek, ziynetlerinin iadesini de talep etmiştir. Bu istek, evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakkı niteliğinde olmayıp, adi istihkak niteliğindedir (TMK m. 683/2) ve mülkiyet hakkına dayandığından Türk Medeni Kanununun 178. maddesindeki zamanaşıma tabi değildir. O halde, davacının ziynetlere ilişkin talebinin esasının incelenmesi ve toplanan deliller değerlendirilerek, hasıl olacak neticesine göre karar verilmesi gerekirken, bu yön gözetilmeden bu talebin de zamanaşımı sebebiyle reddedilmesi doğru bulunmamıştır.”

3-) Katılma alacağı, boşanma davasının ferilerinden (maddi-manevi tazminat, nafaka alacağı) farklı olarak 10 yıllık zamanaşımına tabidir.

Y. 8. H.D. T: 10.06.2013, E: 2013/449, K: 2013/8683

“…Mahkemece, TMK.nun 178. maddesinde düzenlenen 1 yıllık zamanaşımı süresi geçtiği, taşınmaz üzerindeki payın miras yoluyla intikal ettiği açıklanarak yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş ise de Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 17.04.2013 tarih ve 2013/8-375 Esas, 2013/520 Karar sayılı kararıyla edinilmiş mallara katılma rejimi (katılma alacağı) bakımından TMK.nun 5. maddesi yoluyla 6098 sayılı TBK.nun 146.maddesinde yer alan 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanacağı öngörülmüştür. Daire tarafından da benimsenen bu görüş uyarınca, boşanma kararının kesinleştiği 04.01.2010 tarihinden davanın açıldığı 03.01.2012 tarihine kadar 10 yıllık zamanaşımı süresi henüz geçmemiştir…”

4-) Y. 2. H.D. T: 27.06.2016, E: 2016/8267, K: 2016/10171

“Somut olayda, tarafların …. Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesinin manevi tazminat dışında kalan hususlar yönünden kısmi olarak 15.03.2013 tarihinde kesinleşen kararı ile boşandıkları, eldeki davanın 29.01.2015 tarihinde açıldığı ve TMK 178/son maddesinde öngörülen 1 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği göz önünde bulundurularak yoksulluk nafakasına ilişkin talebin zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ve yanılgılı değerlendirme ile davacı lehine yoksulluk nafakasına hükmedilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.”

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 169

III. Geçici önlemler

Madde 169- (1) Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re’sen alır.

İlgili Yargıtay Kararları

1-) TMK 169. maddesi gereğince icap eden geçici tedbirlerin alınmasına veya tedbir isteklerinin reddine dair kararlar ‘aile hukukuna özgü’ önlemlerden olup, ancak esas hükümle birlikte temyiz edilebilir.

2.H.D. T: 26.09.2013, E: 2013/16505, K: 2013/22068

”…İstek, Türk Medeni Kanununun 169. maddesi uyarınca verilen barınma tedbir kararının, itiraz üzerine kaldırılmasına ilişkin 09.05.2013 tarihli ara karara yöneliktir. Ayrılık veya boşanma davası üzerine Türk Medeni Kanununun 169. maddesi gereğince icap eden geçici tedbirlerin alınmasına veya tedbir isteklerinin reddine dair kararlar aile hukukuna özgü önlemlerden olup; Hukuk Muhakemeleri Kanununun 389. maddesi kapsamındaki bir tedbir niteliğinde olmadığından, ancak esas hükümle birlikte temyiz edilebilir .Boşanma veya ayrılık davası üzerine bu kanun gereğince alınabilecek geçici nitelikteki önlemlere ilişkin kararlar ile bu kararlara itiraz üzerine verilen kararların tek başına temyizi mümkün değildir. Bu sebeple temyiz isteğinin reddi gerekmiştir…’

2-) TMK 169. maddesi gereğince, geçici önlemlere ilişkin verilebilecek hükümler ancak evlilik birliğinin devamı sırasında ve fakat boşanma davasının açılmasıyla mümkündür. Boşanma gerçekleştikten sonra açılan davayla tedbir nafakası talep edilebilmesi mümkün değildir.

2.H.D. T: 17.04.2019, E: 2019/1279, K: 2019/4862

”…2- Tedbir nafakası davasına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; Tarafların yabancı mahkemede boşanmalarına ilişkin kararın 04.05.2011 tarihinde kesinleştiği, bu kararın Türkiye’de tanınmasına ilişkin Erdemli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 14.04.2016 tarihli 2014/577 esas, 2016/359 karar sayılı ilamının da 08.07.2016 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Yabancı mahkemelerce verilen boşanma hükümleri Türk Mahkemelerince tanınmakla, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan geçerli olmak üzere hüküm ve sonuç doğurur (5718 s. MÖHUK m. 59). O halde tarafların evliliği yabancı boşanma ilamının kesinleştiği 04.05.2011 tarihinde son bulmuştur. Eldeki dava ise evlilik birliğinin sona erdiği tarihten sonra 07.09.2012 tarihinde açılmıştır. Boşanma davası sırasında hükmedilen geçici tedbir nafakası Türk Medeni Kanunu’nun 169. maddesinde düzenlenmiştir. Türk Medeni Kanunu’nun 169. maddesi ”Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re’sen alır” şeklindedir. Boşanma ve ayrılık davalarının devamı sırasında geçici önlemlere hasren düzenlenen tedbir nafakası ancak evlilik birliğinin devamı sırasında ve fakat boşanma davasının açılmasıyla mümkündür. Tarafların evlilik birliği dava tarihinden önce son bulduğuna göre davacı kadının tedbir nafakasına ilişkin taleplerinin kabulü mümkün olmayıp hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir…”

3-) Tedbir nafakası kusura bağlı bir nafaka türü olmadığından, lehine tedbir nafakasına hükmedilen tarafın kusurlu bulunmasından bahisle, dava tarihinden itibaren ortadan kaldırılması sonucunu doğuracak şekilde reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

2.H.D. T: 08.07.2013, E: 2013/13426, K: 2013/19342

”…2-Boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim, /davanın devamı süresim gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına (TMK. md. 186/1)  geçimine, (TMK md. 186/3) malların yönetimine (TMK 223, 242, 244, 262, 263, 264, 267/215) ve çocukların bakım ve korunmasına (TMK md. 185/2) ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden (resen) almak zorundadır (TMK 169). Yargılama sırasında 16.9.2011 tarihli oturumda davalı kadın yararıma 200 TL tedbir nafakasına hükmedilmiş ise de; nihai karar ile davalı kadının kusurlu bulunduğundan bahisle yoksulluk nafakası talebi yanında, tedbir nafakasına yönelik isteğin de daha önce ara kararla takdir edilen tedbir nafakasının dava tarihinden itibaren ortadan kaldırılması sonucunu doğuracak şekilde reddine karar verilmiştir. Tedbir nafakasının (TMK. md. 169) kusura bağlı bir nafaka türü olmadığı da dikkate alınarak Türk Medeni Kanununun 185/3. ve 186/3. maddeleri uyarınca, tarafların ekonomik ve sosyal durumları da gözetilerek dava tarihinden geçerli olmak üzere davalı kadın yararına uygun miktarda tedbir nafakasına hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur…”

4-) TMK 169 gereğince boşanma davası devam ederken; hakimin re’sen müşterek çocuk yararına uygun miktarda tedbir nafakasına hükmetmesi gerekir.

2.H.D. T: 19.03.2015, E: 2015/3654, K: 2015/511

”…2-Boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim, davanın devamı süresince, gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına (TMK md.186/1), geçimine (TMK md.185/3), malların yönetimine (TMK md. 223, 242, 244, 262, 263, 264, 267, 215) ve çocukların bakım ve korunmasına (TMK md.185/2) ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden (re’sen) almak zorundadır (TMK md.169). O halde; Türk Medeni Kanununun 185/3. ve 186/3. maddeleri uyarınca, tarafların ekonomik ve sosyal durumları da gözetilerek dava tarihinden geçerli olmak üzere dava sırasında anne yanında olduğu anlaşılan müşterek çocuk yararına uygun miktarda tedbir nafakasına hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur…”

5-) Boşanma davasının taraflarından birinin cezaevinde tutuklu veya hükümlü olması, tedbir ve iştirak nafakası ile sorumlu tutulmamasını gerektirmez.

2.H.D. T: 02.11.2017, E: 2016/6478, K: 2017/12172

”…2-Boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim, davanın devamı süresince, gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına (TMK.m. 186/1), geçimine (TMK m.185/3), malların yönetimine (TMK m. 223, 242, 244, 262, 263, 264, 267, 215) ve çocukların bakım ve korunmasına (TMK m.185/2) ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden (re’sen) almak zorundadır (TMK m.169). Yine boşanma veya ayrılık vukuunda çocuk kendisine tevdi edilmemiş taraf gücüne göre onun bakım ve eğitim giderlerine katılmakla yükümlüdür (TMK m. 182). Bu hususu hakim görevi gereği kendiliğinden dikkate alması gerekmektedir. Dosya kapsamından davalı erkeğin cezaevinde hükümlü olduğu anlaşılmaktadır. Davalının cezaevinde tutuklu veya hükümlü olması, tedbir ve iştirak nafakası ile sorumlu tutulmamasını gerektirmez. O halde; Türk Medeni Kanununun 169., 182., 185/2., ve 186/3. maddeleri uyarınca, tarafların ekonomik ve sosyal durumları da gözetilerek dava tarihinden geçerli olmak üzere velayeti davacı anneye verilen ortak çocuk 17.08.2008 doğumlu … yararına davalının mali gücü oranında tedbir ve iştirak nafakasına hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı bulunmuştur…”

 

 

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 167

I. Konusu

Madde 167- (1) Boşanma davası açmaya hakkı olan eş, dilerse boşanma, dilerse ayrılık isteyebilir.

İlgili Yargıtay Kararları

1-) Evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuksal nedenine dayalı olarak açılan boşanma davasında, talep daraltılarak ‘ayrılık kararı’ verilmesi istenebilir.

2.H.D. T: 17.07.2007, E: 2006/15445, K: 2007/11393

”…1-Davacı evlilik birliğinin sarsılması hukuksal nedenine ( TMK. md. 166/1-2) dayalı olarak boşanma davası açmış, daha sonra talebini daraltarak ayrılık kararı verilmesini istemiştir. Şu halde dava yalnızca ayrılığa ilişkindir. Dosya kapsamından ve mahkemenin kabulünden de anlaşılacağı üzere boşanma sebepleri kanıtlanmış, ayrılık koşulları oluşmuştur. Dava yalnız ayrılık kararı verilmesine ilişkin olmasına göre isteğin kabulü gerekirken yazılı şekilde ret kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. ( TMK. md. 167, 170/2 )…”

2-) Eşlerden birinin, güven sarsıcı davranışlar sergilemesi, buna karşın diğer eşin bir kusurunun bulunmaması durumunda; ayrılığa karar verme koşulları gerçekleşmiş kabul edilir.

2.H.D. T: 03.05.2012 E: 2011/14842, K: 2012/11921

”…Boşanma davası açmaya hakkı olan eş, dilerse boşanma, dilekse ayrılık isteyebilir (TMK.md.167). Dava, Türk Medeni Kanununun 170. maddesine dayalı ayrılık kararı verilmesi istemine ilişkindir. Toplanan delillerden davalının eşinden habersiz evdeki eşyaları taşıdığı ve güven sarsıcı davranışlar içine girdiği; buna karşılık davacı kadının ise herhangi bir kusurunun kanıtlanamadığı anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında Türk Medeni Kanununun 167. ve 170. maddesi nazara alınarak ayrılığa karar verme koşulları gerçekleşmiş olduğundan; davacının davasının kabulü ile takdir edilecek süre ile ayrılığa hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup; bozmayı gerektirmiştir.”

3-) Eşlerden birinin, evlilik birliğinin yükümlülüklerini yerine getirmemesi, eşine şiddet uygulayıp hakaret etmesi ve diğer eşin bir kusurunun bulunmaması durumunda tmk 167. ve 170. maddeleri uyarınca ayrılığa karar verilebilir.

2.H.D. T: 21.01.2010, E: 2009/21175, K: 2010/1208

”…Boşanma davası açmaya hakkı olan eş, dilerse boşanma, dilerse ayrılık isteyebilir. (TMK.md.167) Dava Türk Medeni Kanununun 170.maddesinden kaynaklanan ayrılık kararı verilmesi istemine ilişkindir. Toplanan delillerden davalının birlik görevlerini yerine getirmediği, eşine hakaret edip şiddet uyguladığı, davacı kadının ise geçimsizlikte bir kusurunun olmadığı anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında Türk Medeni Kanununun 167.ve 170.maddesi nazara alınarak davacının davasının kabulü ile ayrılığa karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir…”

4-) Ayrılığa karar verebilmek için, boşanma sebebinin ispatlanmış olması gerekir. Boşanma sebebi gerçekleşmemiş ise ayrılık talebinin de reddine karar verilmelidir.

2.H.D. T: 18.02.2013, E: 2012/3023, K: 2013/3849

”…Dava, münhasıran Türk Medeni Kanununun 167, 170/2 ve 171. maddeleri uyarınca ayrılığa karar verilmesine ilişkindir. Davacı, ayrılık kararına esas boşanma sebebi olarak, Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesindeki “evlilik birliğinin temelinden sarsılması” sebebine dayanmıştır. Mahkemece, talep kabul edilerek ayrılığa karar verilmiştir. Ayrılığa karar verebilmek için, boşanma sebebinin ispatlanmış olması gerekir. Boşanma sebebi gerçekleşmemiş ise, ayrılık talebinin de reddine karar verilmelidir. Toplanan delillerden; tanık anlatımlarında geçen kocanın eşine şiddet olayından sonra, evliliğin uzun süre devam ettirilerek tarafların birlikte yaşamayı sürdürdükleri, böylece bu olayların davacı tarafından affedildiği, en azından hoşgörüyle karşılanmış sayılması gerektiği; sonraki olaylara ilişkin tanık beyanlarının ise somut görgüye ve bilgiye dayanmadığı, anlatılanların duyuma ve davacının kendilerine söylediğinin aktarılmasından ibaret olduğu anlaşılmaktadır. Affedilen veya hoşgörüyle karşılanan olaylara dayalı olarak boşanma veya ayrılık kararı verilemeyeceği gibi; duyuma dayalı veya taraf sözlerinin aktarılması niteliğindeki beyanlara dayalı olan olaylar da sabit kabul edilemez. O halde; en azından Türk Medeni Kanununun 166/2. maddesindeki boşanma koşulları bile gerçekleşmiş olmadığından; ayrılık talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, yeterli olmayan gerekçeyle ayrılığa karar verilmesi isabetsiz olmuş, bozmayı gerektirmiştir…”

 

 

0850 840 0442