Hukuk Genel Kurulu 2021/322 E., 2022/851 K.

Hukuk Genel Kurulu 2021/322 E. , 2022/851 K.

“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi

1. Taraflar arasındaki “karşılıklı boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesince verilen karar, taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 369. maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun’un 373. maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek temyiz eden davacı-karşı davalı vekilinin duruşma talebinin reddine karar verilip dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı-Karşı Davalı İstemi:
4. Davacı-karşı davalı vekili 02.08.2013 tarihli dava dilekçesinde; tarafların 15.09.2012 tarihinde evlendiklerini, ortak çocuklarının bulunmadığını, evlendikten kısa süre sonra davalının tavırlarının değiştiğini, dengesiz davranışlar sergilediğini, öfke nöbetleri geçirdiğini, yedi yıldır psikolojik tedavi gördüğünü, evlilik öncesinde davacıdan bu durumun gizlendiğini, davalının anne ve babasının güdümünden hiç bir zaman çıkamadığını, aile olmanın sorumluluğunu üstlenemediğini, eşini her fırsatta aşağıladığını, hakaret ve küfür ettiğini, ilgisiz olduğunu, sürekli yalan söylediğini, son olarak ortak konuttaki eşyaları alarak evi boşalttığını ileri sürerek tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 162 ve 166. maddeleri uyarınca boşanmalarına karar verilmesine, davacı yararına 10.000TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 500.000TL maddi, 500.000TL manevi tazminat ödenmesine, ayrıca davacının evlilik hazırlıkları nedeniyle uğramış olduğu zarardan dolayı 17.000TL ve düğünde takılan ziynet eşyaları nedeniyle de 100.000TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı-Karşı Davacı İstemi:
5. Davalı-karşı davacı vekili 17.09.2013 tarihli cevap ve karşı dava dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, davacının aşırı düzeyde maddi taleplerde bulunduğunu, istekleri yerine gelmediği takdirde cinsel birlikteliği reddetme ve küsme davranışları sergilediğini, bu davranışları nedeniyle eşinde “babasının parası için evlendiği” kanaati uyandırdığını, bu durumun davalıda değersizlik duygusu yarattığını, davacının birliğin ortak giderlerine katılmadığını, buna gerekçe olarak “sana vücudumu veriyorum başka ne yapayım” şeklinde açıklamada bulunduğunu, eşini sürekli eski erkek arkadaşıyla kıyasladığını ileri sürerek asıl davanın reddine, karşı davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, müvekkili yararına 100.000TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararı:
6. İstanbul Anadolu 4. Aile Mahkemesinin 11.10.2016 tarihli ve 2014/46 E., 2016/772 K. sayılı kararı ile; tarafların karşılıklı şekilde birbirlerine özensiz davrandığı, bu nedenle birliğin temelinden sarsıldığı, evliliğin bu hâle gelmesinde eşlerin eşit kusurları oldukları gerekçesiyle her iki davanın kabulüne, tarafların boşanmalarına, kadın eş yararına 1.500TL tedbir nafakası ödenmesine, düzenli ve sabit geliri olması nedeniyle yoksulluk nafaka talebinin reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi Kararı:
7. İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde taraf vekillerince istinaf isteminde bulunulmuştur.
8. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesinin 26.04.2018 tarihli ve 2017/2455 E., 2018/566 K. sayılı kararı ile; kadın eşin kusur belirlemesi ve buna bağlı tazminat taleplerine ilişkin istinaf talebinin kabulü ile; tarafların 15.09.2012 tarihinde evlendikleri, ortak çocuklarının bulunmadığı, erkeğin eşine karşı sert ve emredici tavırda bulunduğu, eşine sesini yükselterek “salak salak konuşma, sen ne anlarsın, siktir git lan, senle konuşmak istemiyorum, ananın …. kadar yolun var” şeklinde hakaret ve küfür ettiği, “bu evden taşınmazsan sonuçlarına katlanırsın” dediği, eşinin okuduğu kitabı elinden alıp yere atarak “bunlarla uğraşacağına, kalk bana kahve yap lan” diye bağırdığı, eşini ters ilişkide bulunmaya zorladığı, mesaiden geç geldiği zamanlarda “üç kuruş para alıyorsun, ben sana çalışma demiyor muyum” diyerek kızdığı, eşine vurmaya teşebbüs ettiği, son olarak küfrederek eşini evden kovduğu, buna karşılık kadının da eşi hakkında “Ali ile yatmaya dahi alışamadığını…mutlu olamadığını…” söylediği, lüks ev ve eşya taleplerinde bulunduğu, karşılanmadığında ise küstüğü ve sorun hâline getirdiği, eşine “eski sevgilim çok daha cömertti” dediği, aşırı kıskanç davranışlarda bulunduğu, evin tertip ve düzenini sağlamadığı, dolayısıyla boşanmaya neden olan olaylarda erkeğin ağır kadının ise az kusurlu olduğu gerekçesiyle kadın yararına 35.000TL maddi, 20.000TL manevi tazminat ödenmesine, erkek eşin de kadın yararına hükmedilen tedbir nafakasına yönelik istinaf talebinin “kadının Türk Silahlı Kuvvetlerinde Muvazzaf Subay olarak görev yaptığı” gerekçesiyle kabulü ile buna ilişkin hükmün kaldırılmasına, tarafların sair istinaf itirazlarının ise reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
9. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde taraflarca temyiz isteminde bulunulmuştur.
10. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 10.09.2019 tarihli ve 2019/588 E., 2019/8488 K. sayılı kararı ile;
“…1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı-karşı davacı erkeğin tüm, davacı-karşı davalı kadının ise aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2-Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaat dikkate alındığında davacı-karşı davalı kadın yararına takdir edilen maddi ve manevi tazminat azdır. Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile Türk Borçlar Kanunu’nun 50 ve 51. maddesi hükmü dikkate alınarak daha uygun miktarda maddi (TMK m. 174/1) ve manevi (TMK m. 174/2) tazminat takdiri gerekir. Bu yönler gözetilmeden hüküm tesisi doğru bulunmamıştır.

3-Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince, gerekli olan özellikle eşlerin barınmasına (TMK m. 186/1), geçimine (TMK m. 185/3), malların yönetimine (TMK m. 223, 242, 244, 262, 263, 264, 267, 215) ve çocukların bakım ve korunmasına (TMK m. 185/2) ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden (re’sen) almak zorundadır (TMK m. 169). O halde; tarafların gerçekleşen ekonomik ve sosyal durumlarına göre; ilk derece mahkemesinin 13/05/2014 tarihli oturumunun 4 nolu ara kararı uyarınca hükümle birlikte TMK 169. maddesi gereğince kadın yararına dava tarihinden itibaren geçerli olmak üzere hükmetmiş olduğu aylık 1.500 TL tedbir nafakasının, bölge adliye mahkemesince yapılan yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı olduğu şekilde, kaldırılmasına ve kadının tedbir nafakası talebinin reddine karar verilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir,….” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
11. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesinin 11.12.2019 tarihli ve 2019/2074 E., 2019/2010 K. sayılı kararı ile; tarafların 15.09.2012 tarihinde evlendikleri, 02.08.2013 tarihinde ise boşanma davası açıldığı, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğu, buna ilişkin tespit edilen kusur belirlemesinin Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiği, hâl böyle olunca kadının az da olsa kusurunun bulunması gerekçesiyle kadın yararına hükmedilen tazminat miktarlarının Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile Türk Borçlar Kanunu’nun 50 ve devamı maddeleri dikkate alındığında tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumlarına, paranın alım gücüne, ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaatlerin kapsamı uyarınca uygun olduğu, ayrıca TMK ile eşler arasında birlik giderlerine katılma konusunda eşitlik ilkesinin öngörüldüğü, somut olayda kadının Türk Silahlı Kuvvetlerinde Muvazzaf Subay olarak görev yaptığı, düzenli ve sabit bir gelirinin bulunduğu ve tarafların ekonomik durumların birbirine denk olduğu gözetildiğine tedbir nafakasına hükmedilmesinin yasaya aykırılık teşkil edeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
12. Direnme kararı yasal süresi içinde taraflarca temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK
13. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık somut olayda;
1- Tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile TMK’nın 174. maddesinde yazılı tazminatların niteliği de gözetildiğinde davacı-karşı davalı eş yararına takdir edilen tazminat miktarlarının az olup olmadığı,
2- Davacı-karşı davalı eş yararına TMK’nın 169. maddesi uyarınca tedbir nafakası koşullarının oluşup oluşmadığı noktalarında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE
A) Davalı-karşı davacı vekilinin temyiz talebi yönünden yapılan incelemede;
14. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce, mahkemece direnme kararı öncesinde verilen kararın taraflarca temyiz edildiği, Özel Dairece davalı-karşı davacı erkek vekilinin temyiz itirazları reddedilerek bozma kararı verildiği, direnme kararının ise yeniden taraf vekilleri tarafından temyiz edildiği dikkate alındığında, direnme öncesi verilen kararı temyiz eden ve temyiz itirazları reddedilen davalı-karşı davacı vekilinin direnme kararını temyizinde hukukî yararının bulunup bulunmadığı, bu bağlamda temyiz isteminin reddine karar verilmesinin gerekip gerekmediği hususu ön sorun olarak tartışılmıştır.
15. Bilindiği üzere hukukî yarar, dava şartı olduğundan temyiz incelemesi yapılabilmesi için de gerekli bir şarttır.
16. Mahkeme kararını temyiz edip, bu istemi Özel Dairece reddedilen taraf yönünden karar kesinleşmiş olmakla, artık bu tarafın direnme kararını temyizde hukukî yararı bulunmamaktadır.
17. O hâlde davalı-karşı davacı vekilinin direnme hükmüne yönelik temyiz isteminin hukukî yarar yokluğundan reddine karar verilmelidir.
B) Davacı-karşı davalı vekilinin temyiz talebi yönünden yapılan incelemede;
a) Tazminat miktarlarının az olup olmadığına ilişkin uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir.
18. Bilindiği üzere boşanma nedeni ile oluşan maddi ve manevi tazminat TMK’nın 174. maddesi ile “Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir” şeklinde düzenleme altına alınmıştır. Görülüyor ki hâkim, boşanmaya sebep olan olaylarda kusursuz veya az kusurlu bulunan eş yararına tazminat ödenmesine karar vermek yetkisine sahiptir.
19. Maddi tazminat, kişinin malvarlığında iradesi dışında gerçekleşen azalmanın karşılığını oluşturan giderimdir (Türk Hukuk Lugatı, Ankara-2021 Baskı, Cilt-I, s. 746). Boşanma nedeniyle, mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenen, kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun miktarda tazminat talep edebilir. Maddi tazminatın ön koşulu, talep edenin boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatlerinin zedelenmesi, boşanma ve maddi zarar arasında nedensellik bağının bulunmasıdır. Başka bir sebepten kaynaklı kayıplar maddi tazminat kapsamında yer alamaz. Mevcut menfaatlerin belirlenmesinde evliliğin taraflara sağladığı yararlar göz önünde bulundurularak tarafın maddi tazminat talebi değerlendirilir. Evliliğin boşanma ile sona ermesi hâlinde taraflar birliğin sağladığı menfaatlerden ileriye dönük olarak faydalanamayacaklardır. Beklenen menfaatler ise evlilik birliği sona ermeseydi kazanılacak olan olası çıkarları ifade eder.
20. Türk Medeni Kanunu’nun 174/2. maddesinde düzenlenen manevi tazminata boşanmaya sebep olan olayın, kişilik haklarına saldırı teşkil etmesi hâlinde hükmedilir (Türk Hukuk Lugatı, Ankara-2021 Baskı, Cilt-I, s. 763). Manevi zarar ise, insan ruhunda kişinin iradesi dışında meydana gelen acı, ızdırap ve elem olarak ifade edilmektedir. Manevi tazminat da, bozulan manevi dengenin yerine gelmesi için kabul edilen bir telafi şeklidir. Hukuka aykırı ve kusurlu bir davranış sonucu hakkı ihlâl edilenin zararının giderilmesi, menfaatinin denkleştirilmesi hukukun temel ilkesidir. Ancak TMK’nın 174/2. maddesi genel tazminat esaslarından ayrılmış, aile hukukunda getirilmiş, kendine özgü bir haksız fiil düzenlemesidir. Eşler arasındaki ilişkinin özelliği itibariyle burada manevi zararı tam olarak belirlemek zordur. Manevi tazminat miktarı, maddi olarak kesin bir miktar değildir. Manevi tazminat talep eden eşin ruhen uğramış olduğu çöküntü ile psikolojik olarak yaşamış olduğu sıkıntılara karşılık olarak onu rahatlatacak olan bir bedeldir. Bu özelliği nedeniyledir ki; yasa, menfaati zedelenen ve kişilik hakları ihlâl edilen eşe “uygun bir tazminat” verileceğini belirtmektedir. O hâlde hâkim; manevi tazminatın miktarını belirlerken, kişilik haklarına yapılan saldırının niteliği ile tarafların ekonomik ve sosyal durumları dikkate alınarak takdir hakkını kullanmalıdır.
21. Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında tüm dosya kapsamı ve delillere göre; erkeğin avukat olduğu, ailesine ait şirkette çalıştığı, anne ve babası ile birlikte oturduğu, kira giderinin bulunmadığı, buna karşılık kadının da muvazzaf asker olduğu ve lojmanda yaşadığı anlaşılmıştır. Kusur durumunun değerlendirilmesinde ise; tarafların 15.09.2012 tarihinde evlendikleri, yaklaşık bir yıl evli kaldıkları, boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin eşine karşı sert ve emredici tavırlarda bulunduğu, eşine sesini yükselttiği, hakaret ve küfür ettiği, eşini ters ilişkiye zorladığı, elde ettiği maaşı küçümsediği, son olayda eşine küfrederek evden kovduğu, buna karşılık kadının da eşi hakkında olumsuz söylemlerde bulunduğu, lüks ev ve eşya taleplerinde bulunduğu, karşılanmadığında ise küstüğü ve sorun hâline getirdiği, aşırı kıskanç davranışlar sergilediği, evin tertip ve düzenini sağlamadığı, evliliğin boşanma ile sonuçlanmasına erkeğin ağır kadının ise az kusurlu davranışlarıyla sebebiyet verdiği görülmüştür.
22. Hâl böyle olunca; tarafların ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur derecesi, paranın alım gücü, hakkaniyet ilkesi, tazminatların niteliği, ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaat, kişilik haklarına yapılan saldırı, günün ekonomik koşulları dikkate alındığında kadın eş yararına hükmedilen maddi ve manevi tazminat miktarlarının az olduğu, yerel mahkemece hakkaniyet ilkesi gözetilerek daha uygun miktarda tazminat ödenmesine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
23. O hâlde, maddi-manevi tazminat bakımından Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
24. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
b) Davacı-karşı davalı eş yararına TMK’nın 169. maddesi uyarınca tedbir nafakası koşullarının oluşup oluşmadığı noktasına ilişkin uyuşmazlığa gelince;
25. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 41. maddesi “Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır. Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar” hükmünü taşımaktadır.
26. Türk toplumunun temelini teşkil eden aile kurumunda, eşler arasında evlenme ile evlilik birliği kurulmuş olur. “Evlilik Hukuku” TMK’nın ikinci kitabı olan Aile Hukukunun birinci kısmında evlenme (TMK m. 118-160), boşanma (TMK m. 161-184), evliliğin genel hükümleri (TMK m. 185-201) ve son olarak eşler arasındaki mal rejimi olmak üzere dört bölüm hâlinde düzenlenmiştir.
27. Evlilik birliği hak ve yükümlülükler temeline dayalı olan bir hayat ortaklığı şeklinde tarif edilmekte olup, eşler evlilik birliği süresince eşit haklara sahip bulunurlar. Bunun doğal sonucu olarak eşlerden biri için hak olan diğer eş için yükümlülük oluşturur. Birliğin devamı süresince eşlerin birbirlerine karşı olan hak ve yükümlülükleri diğer bir ifadeyle evliliğin temel normu TMK’nın 185. maddesi ile düzenleme altına alınmıştır.
28. Türk Medeni Kanunu’nun 185. maddesine göre, evlenmeyle eşler arasında evlilik birliği kurulmuş olur. Eşler, bu birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak ve çocukların bakımına, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlüdürler. Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar. Aynı Kanun’un 186. maddesine göre de eşler oturacakları konutu birlikte seçmek, birliği beraberce yönetmek ve birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile katılmak zorundadırlar.
29. Görüldüğü üzere, TMK ile düzenleme altına alınan hükümler uyarınca eşler; varsa çocukları ile birlikte ortak konut kavramı ile açıklanan ve barınma amacı ile kullanmakta oldukları konut veya konutlarda birlikte yaşamak, birbirlerine sadık kalmak, yardımcı olmak ve birliğin giderlerine güçleri oranında katılmak zorunda oldukları gibi, evlilik birliğinin kurulması ile birbirlerine karşı; birlikte yaşama, oturacakları konutu seçme, birliği yönetme, kadının önceki soyadını kullanma, birliği temsil ve son olarak meslek veya iş seçimi konularında hak ve yükümlülüklere sahip olurlar ve sahip oldukları bu hak ve yükümlülükler birliğin sona erme anına kadar devam eder. İşte eşlerden birisi bu yükümlülüklerini ihmal eder veya kasten yerine getirmezse istek üzerine hâkim, olumsuzluğun ortadan kaldırılması için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür.
30. Eşler arasında boşanma davası açılması hâlinde ise davaya bakan hâkim gerekli olan geçici önlemleri kendiliğinden almalıdır. Bu durum, TMK’nın “Geçici önlemler” başlıklı 169. maddesi ile “Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re’sen alır” şeklinde hüküm altına alınmıştır. Bu madde uyarınca alınacak önlemlerden “barınma” Kanun’un 186/1., “geçim” 185/3., “malların yönetimi” 215, 223, 242, 244, 262, 263, 264, 267., “çocukların bakım ve korunması” 185/2. maddeleri ile düzenleme altına alınmıştır.
31. Bu düzenlemelere göre boşanma veya ayrılık davası hangi eş tarafından açılırsa açılsın hâkim dava tarihinden itibaren davanın devamı süresince istek olmasa bile Kanun’dan doğan alınması gerekli bu önlemlerin alınması için kendiliğinden harekete geçecektir. Zira evlilik birliğinin kurulması ile eşlerin birbirlerine karşı yukarıda ayrıntılarıyla açıklanan tüm hak ve yükümlülükleri, boşanma davası açılması ile değil, birliğin sona erme anına kadar devam etmektedir. Dolayısıyla boşanma davası açılsa da eşlerin birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile katılmak zorunlulukları doğal olarak devam ettiğinden hâkim; eşlerin ekonomik güçlerini, gelir ve giderlerini, mal varlıkları bulunup bulunmadığını varsa bunların değer ve gelirlerini araştırıp belirleyecek, çocukların hangi eş yanında olduğunu tespit edecek, bir eşin diğer eşe nafaka verip vermeyeceğini, verecekse ne miktar vereceğini, yine eşler ergin olmayan çocukların bakım, eğitim ve gözetimine birlikte özen göstermek zorunda olduklarından, çocuklar için de, çocuk yanında olmayan eşin, diğer eşe nafaka verip vermeyeceğini, verecekse miktarını saptamak zorundadır. Burada eşlerin her birinin “ekonomik gücü, mal varlığı ve geliri” diğer eşin yükümlülüğünü belirlemedeki bir ölçütten ibarettir. İşte boşanma veya ayrılık davasının açılma tarihinden, dava sonuçlanıncaya kadar devam edecek olan bu nafakaya tedbir nafakası denilmektedir. Boşanma kararının kesinleşmesi ile bu nafakalar koşulları var ise eş için yoksulluk, çocuk için ise iştirak nafakası olarak devam eder.
32. Türk Medeni Kanunu’nun 169. maddesi; yasal gerekçesinde de açıklandığı üzere 743 sayılı Medeni Kanun’un 137. maddesinin sadeleştirilmiş şekli olup, herhangi bir değişiklik yapılmamıştır. Dolayısıyla evvelden beri uygulanan bu hükme göre hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan geçici önlemleri bu konuda bir talebin varlığını aramaksızın kendiliğinden almakla yükümlüdür. Geçici bir önlem niteliğindeki talebe bağlı olmaksızın takdir edilen tedbir nafakası kural olarak davanın başından itibaren, karar kesinleşinceye kadar hüküm altına alınır. Dolayısıyla, tedbir nafakası takdirine ilişkin kararın, davanın açıldığı tarih itibariyle tarafların ekonomik ve sosyal durumlarına ilişkin araştırma sonuçlarının dosyaya gelişini takiben hemen verilmesi gerekir. Bu aşamada tarafların kusur durumu belirlenemeyeceğine göre verilecek kararda kusur durumu bir ölçü olarak alınamayacağı gibi, nihai kararla belirlenen kusur durumu da tedbir nafakasının kaldırılmasını ya da iadesini gerektirmez. Zira tarafların “kusur durumu” hiçbir şekilde tedbir nafakasının takdirine etkili bir unsur değildir. Dahası Kanun’da, tedbir nafakası yönünden tarafların kusurlu olup olmamaları bir unsur olarak yer almamaktadır. Bu nedenle, hâkimin kusur durumuna bakmaksızın davanın en başında bu geçici önlemi alması ve buna bağlı olarak da tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını tespit edip, uygun ve geçici nitelikte bir nafaka takdir etmesi bir zorunluluktur. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 02.11.2011 tarihli ve 2011/2-533 E., 2011/670 K. sayılı kararı ile de benimsenmiştir.
33. Bu genel açıklamaların ışığında somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde; tarafların bir yıl süre ile evli kaldıkları, süregelen anlaşmazlık neticesinde eşlerin ayrı yaşamaya başladıkları ve hükmün boşanma yönünden taraflarca istinaf kanun yoluna konu edilmeksizin kesinleştiği görülmektedir. Yapılan yargılamada dosyada mevcut ekonomik ve sosyal durum araştırma tutanağına göre kadının muvazzaf asker, erkeğin ise avukat olduğu anlaşılmaktadır. Boşanma davası açılmasıyla eşlerin birbirlerine karşı evlilik birliğinden kaynaklanan hak ve yükümlülüklerinin devam ettiği hususu tartışmasız olduğuna göre; boşanma davasının açılmış olması nasıl ki eşlerin birbirlerine karşı olan sadakat yükümlülüğünü ortadan kaldırmıyorsa, aynı şekilde birliğin giderlerine güçleri oranında katılmak zorunluluklarını da ortadan kaldırmamaktadır. Eşlerin açılan boşanma davası nedeniyle ayrı yaşamaları, tek başına yaşanmak zorunda kalan evin en azından elektrik, su, doğal gaz, aidat, iletişim, varsa kira vs. gibi zorunlu ortak “geçim” giderlerini sonlandırmamakta, aksine bu giderler devam etmektedir. İşte eşler, her ne kadar boşanma aşamasında da olsalar; kanundan doğan bu yükümlülükleri gereği devam eden zorunlu giderlere güçleri oranında emek ve mal varlıkları ile katılmak zorundadırlar. Tarafların gelirinin bulunması TMK’nın 169. maddesine dayalı tedbir nafakası hükmedilmesine engel değildir. Böyle bir durumda, eşlerin elde ettikleri gelirler ancak diğer eşin birlik giderlerine katılmadaki oranını belirlemede bir ölçü olarak değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
34. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, Medeni Kanun’da yer alan kadın ve çocukların infak ve iaşesinin kocaya ait olduğuna ilişkin hükmün TMK ile değiştirilerek, eşlerin evlilik birliğinin giderlerine katılma konusunda eşitlik ilkesinin kabul edildiği, dolayısıyla artık her iki eşin de giderlere katılmak zorunda olduğu, giderlere katılmada ölçü olarak eşlerin güçlerinin esas alındığı, TMK hükümlerine göre eş yararına tedbir nafakasına hükmedilebilmesi için tarafların malî durumlarının bunu gerekli kılıp kılmadığına bakılması gerektiği, bu husus gözetildiğinde somut olayda kadın eş yararına tedbir nafakasına hükmedilmesinin mümkün olmadığı, dolayısıyla direnme kararının açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulması gerektiği yönünde görüş ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan sebeplerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
35. O hâlde, tedbir nafakası yönünden de Hukuk Genel Kurulunca benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
36. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
I- A bendinde (§14-17) belirtilen gerekçelerle davalı-karşı davacı vekilinin direnme kararına yönelik temyiz isteminin hukukî yarar yokluğundan oy birliği ile REDDİNE,
II- B (a) bendinde (§18-24) belirtilen gerekçelerle davacı-karşı davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında açıklanan gerekçe ve nedenlerden dolayı oy birliği ile BOZULMASINA,
III- B (b) bendinde (§25-36) belirtilen gerekçelerle davacı-karşı davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında açıklanan gerekçe ve nedenlerden dolayı oy çokluğu ile BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harçlarının yatıranlara geri verilmesine,
Dosyanın HMK’nın 373/2. maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 07.06.2022 tarihinde kesin olarak karar verildi.

KARŞI OY

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu 169. madde gereğince boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim, davanın devamı süresince gerekli olan, eşlerin barınmasına geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve yönetimine ilişkin geçici önlemleri resen alır. Bu hüküm boşanma davası açıldıktan sonra istenen tedbir nafakasının hukukî dayanağının oluşturmaktadır.
Maddede sözü edilen eşlerin barınmasına ilişkin hüküm TMK 186/1, eşlerin geçimine ilişkin hüküm TMK 186/3, çocukların bakım ve korunmasına ilişkin hüküm ise TMK 185/2. madde hükmüdür.
Boşanma davası açıldıktan sonra istenen tedbir nafakasının dayanağı olan TMK 169/1 madde hükmünün içeriği ile öncesinde yürürlükte olan Medeni Kanunu’ndaki karşılığı olan 137. madde ile benzer olup sadeleştirilmek suretiyle önceki hüküm aynen korunmuştur. Buna karşılık geçici önlemlere konu olan TMK 186. madde hükmü ile Medeni Kanundaki karşılığı olan 152. madde hükümleri arasında önemli içerik farklılığı bulunduğundan bu durum TMK 169. madde kapsamında eş yararına hükmedilecek tedbir nafakasının kapsam ve koşullarını değiştirmiştir.
743 sayılı Medeni Kanun 152. maddede kocanın birliğin reisi olduğu, evin seçimi kadının ve çocukların uygun şekilde iaşesinin kendisine ait olduğu düzenlenmiş iken TMK 186. maddede eşlerin; oturacakları konutu birlikte seçecekleri, birliği beraberce yönetecekleri ve birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile katılacakları hükme bağlanmıştır.
Evlilik birliğinin giderlerine katılma konusunda TMK 186. maddede yapılan bu önemli değişiklikle ilgili olarak madde gerekçesinde; eşlerin evlilik birliğinin giderlerine katılma konusunda da eşitlik ilkesinin öngörüldüğü, kadın ve çocukların infak ve iaşesinin kocaya ait olduğuna ilişkin hükmün, İsviçre Medeni Kanunu’nun 163’üncü maddesine paralel bir şekilde değiştirildiği, her iki eşin de bu giderlere katılmak zorunda olduğunun kabul edildiği, giderlere katılmada ölçü olarak eşlerin güçlerinin esas alındığı bu katılmanın eşlerin emeklerini ya da malvarlıklarını ortaya koyması şeklinde öngörüldüğü, böylece bir meslek ya da sanat sahibi olmamasına rağmen, kendi emeğini evlilik birliğine harcayan eşin de katkısının maddî katkı şeklinde değerlendirildiği belirtilmiştir.
Medeni Kanun 152. madde hükmünün sonucu olarak koca eş ve çocukların geçimini sağlamak zorunda olduğundan, 162. madde hükmüne göre boşanma davası açılmakla ayrı yaşamaya hak kazanan kadın yararına tedbir nafakası hükmedilmesi mümkün ve gerekli iken TMK hükümlerine göre kadın yararına tedbir nafakası hükmedilebilmesi için tarafların malî durumlarının bunu gerekli kılıp kılmadığına bakılmalıdır. Eşler birliğin giderlerine güçleri oranında katılacağından gücü diğer eşe göre çok daha iyi olan eş yararına talep eden eş kadın olsa dahi tedbir nafakasına hükmedilmemesi mümkündür.
Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; tarafların malî ve sosyal durumlarına ilişkin dosya kapsamında yapılan araştırmalara göre avukat olarak çalışan kocanın malî durumu subay olarak çalışan kadının malî durumuna göre çok daha üst seviyededir. Tedbir nafakasına hükmedilirken tarafların gelir durumu ve buna bağlı olarak birlikte yaşam sırasında elde edilen yaşam standardı da gözetilmelidir. Kadın subay olarak çalışmakta ve maaş almakta ise de birlikte yaşam sırasında elde edilebilen düzeyde yaşam standardı sağlar bir gelir elde etmediği açıktır. Bu nedenle kadın yararına tedbir nafakasına hükmedilmesi koşulları bulunduğu hâlde bu talebin reddedilmesi doğru olmadığı için direnme hükmünün bozulması gerekmektedir.
Tedbir nafakasına hükmedilmesi gerektiği konusunda esasen değerli çoğunluk ile aramızda görüş farklılığı yok ise de bunun gerekçesi bakımından farklılık doğmuştur. Değerli çoğunluk görüşü olarak kadının gelir durumu erkeğin gelir durumuna göre daha düşük olmasa bile bu nafakanın talep edilmesi hâlinde niteliği gereği hükmedilmesinin zorunlu olduğu görüşü benimsenmiş iken karşı oy görüşü ise yukarıda da açıklandığı üzere böyle bir zorunluluk olmadığı tarafların malî durumları gözetilmek suretiyle bu nafakaya hükmedilip hükmedilmeyeceğinin belirlenmesi yönündedir.
Tazminatla ilgili olarak bozma yönünde ve tedbir nafakasına hükmedilmesi gerektiği için bozma yönünde oluşan görüşüne katılmakta isek de tedbir nafakasına hükmedilmesi gerektiğine ilişkin bozmanın gerekçesi yönünden değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.

Hukuk Genel Kurulu 2019/523 E. , 2022/1271 K.

Hukuk Genel Kurulu 2019/523 E. , 2022/1271 K.

“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi

1. Taraflar arasındaki “boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, … Aile Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar, taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) “Geçici Madde 3” hükmüne göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun’la değişikliği öncesi hâliyle 438. maddesinin ikinci fıkrası gereğince direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından davacı vekilinin duruşma isteminin reddine oy birliği ile karar verilip dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili 20.06.2014 tarihli dava dilekçesinde; tarafların 31.05.2009 tarihinde evlendiklerini, ortak bir çocuklarının bulunduğunu, davalının ısrarı sonucunda müvekkilinin işten ayrıldığını, evliliğin hemen ardından davacının hamile kaldığını, bundan sonra davalının sürekli şekilde alkol alarak eve geç gelmeye başladığını, eşine karşı ilgisiz ve sevgisiz davrandığını, bazı hafta sonları iş bahanesiyle eve gelmediğini, doğumla birlikte eşinden iyice uzaklaştığını, bahaneler bulup kavga çıkardığını, küsüp yatağını ayırdığını, ortak çocuk doğduktan sonra çocuğu istemediğini söylediğini, eşine fiziksel ve psikolojik şiddet uyguladığını, hakaret ve küfür etiğini, sadakatsiz davrandığını, 04.05.2011 tarihinde haklı bir sebep olmaksızın evi terk ettiğini, fiili ayrılık döneminde eşine maddi destek olmaması nedeniyle müvekkilinin davalıya bağımsız tedbir nafakası davası açmak zorunda kaldığını ileri sürerek tarafların boşanmalarına, velâyetin anneye verilmesine, çocuk yararına 2.500TL tedbir-iştirak, müvekkili yararına 4.000TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 250.000TL maddi, 250.000TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili 11.07.2014 tarihli cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, müvekkilinin kusurunun bulunmadığını, davacının temel ve nihai amacının müvekkilinin bu yaşına kadar edindiği mal varlığına el koymak olduğunu, iddia edilenin aksine davacının bizzat kendisinin çalışmamayı tercih ettiğini, evi terk iddiasının da gerçeği yansıtmadığını, … Aile Mahkemesinin 2011/60 D. İş sayılı dosyası ile sabit olduğu üzere davacının evin kilidini değiştirmek suretiyle eşini eve almadığını, önceki evliliğinden olan çocuklarına kötü davrandığını, evdeki huzursuzlukları işyerine taşıdığını, müvekkilinin profesyonel ressam olduğunu, ulusal ve uluslararası sergiler açtığını, davacının özellikle sergi dönemlerinde tamamen hırçınlaşarak eşinin sergi ve sanata ilişkin faaliyetlerini sabote etmeye çalıştığını, davalının evden kovulması nedeniyle aile mahkemesinden delil tespiti istemek zorunda bırakıldığını, ortak konutta emanet olarak bulunan paraların davacı eş tarafından izinsiz şekilde harcandığını, davacı tarafından açılan ve yargılaması yapılan tedbir nafakası davasında davacının kusurlu davranışlarının tespit edildiğini ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkeme Kararı:
6. … Aile Mahkemesinin 10.02.2015 tarihli ve 2014/458 E., 2015/98 K. sayılı kararı ile; tarafların 31.05.2009 tarihinde evlendikleri, kadın eşin evde yemek yapmadığı, iş ve arkadaş ortamlarında eşini küçük düşürdüğü, “şerefsiz” şeklinde hakaret ettiği, şirket defterlerini kontrol ettiği, işyerine gelen kadınlardan rahatsız olduğu, davalının önceki evliliğinden olan çocuklarına kötü davrandığı, çocukların işyerine ve eve gelmelerine izin vermediği, davalı ile çocukların görüşmesine ve yakın ilişki kurmasına karşı çıktığı, ekonomik çıkarları doğrultusunda hareket ettiği, davalıdan kendi üzerine mal yapmasını istediği, bu yönde hakaret ve küfür ettiği, davalının işyerine giderek çalışanlar önünde huzursuzluk çıkardığı, son olarak davalının önceki evliliğinden olan oğlu …’ın intihara kalkışması nedeniyle hastaneye kaldırıldığı gece hastanede oğlunun yanında olan eşini sürekli arayarak eve gelmesi hususunda baskı yaptığı, buna sinirlenen davalının on gün süreyle eve gitmediği, davacı kadının da bu süre içerisinde ortak konutun kilidini değiştirdiği ve taraflar arasındaki fiili ayrılığın böylece başladığı; buna karşılık erkeğin de yaklaşık onuncu günün sonunda ortak konuta gidip kapıyı tekmelediği, evde bulunan parayı istediği, paranın sadece bir kısmının kaldığını söyleyen eşine “ahlaksız, hırsız, paramı çaldın, namussuz, şerefsiz” şeklinde hakaret ettiği, fiili ayrılık döneminde eşi ve çocuğu ile maddi-manevi olarak ilgilenmediği, bunun dışında fiili ayrılıktan önceki dönemde ortak çocuk …’nun doğumunu istemediğini dile getirdiği, eve geç geldiği, çocuğun hastalığı ile ilgilenmediği, eşinin babasının cenazesine katılmadığı, eşi hamileyken “özgürlüğümü kısıtlıyor, onursuz, şerefsiz, ahlaksız, anam mısın, babam mısın” şeklinde sözler söylediği, Mayıs 2011 başında eşine “onursuz, ahlaksız, çete, sende onur olsa bu evde oturmazsın, bu evden çocuğunu al git” diyerek bağırıp çağırdığı, eve bir daha dönmediği dosyadaki kanıtlardan anlaşılmışsa da davacı kadının 22.09.2011 tarihinde gerçekleşen darp olayına kadar geçen sürede “sözle, mesaj yoluyla ve dahi başkalarını araya sokarak” barışma girişiminde bulunduğu, eşiyle yeniden bir araya gelme iradesi gösterdiği, dolayısıyla kadının 22.09.2011 tarihine kadar gerçekleşen olayları hukuken affettiği en azından hoşgörü ile karşılamış sayılacağı, iddia edildiği gibi erkeğin güven sarsıcı davranışının ispatlanamadığı, belirlenen bu vakıalar karşısında kadının erkeğe göre ağır kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, tarafların TMK’nın 166/2. maddesi uyarınca boşanmalarına, boşanmaya sebep olan olaylarda ağır kusurlu bulunan davacının yoksulluk nafakası ve maddi-manevi tazminat taleplerinin reddine, ortak çocuğun velâyetinin anneye verilmesine, çocuk yararına aylık 1.250TL tedbir ve iştirak nafakası ödenmesine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde taraf vekillerince temyiz isteminde bulunulmuştur.
8. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 28.09.2016 tarihli ve 2016/4948 E., 2016/13216 K. sayılı kararı ile;
“…1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalının tüm, davacının ise aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2-Mahkemece; davacı kadının tarafların fiilen ayrılmasından sonra sürekli barışma girişimlerinin olduğu, davalıyla tekrar bir araya gelmek isteğini ortaya koyduğu, telefonda eşine “evine dön, her şeye yeniden başlayalım, olanları unutalım, çocuğumuz var, bu evliliği bitirmek istemiyorum, bu benim ilk evliliğim” diyerek 02/09/2011 tarihinde gerçekleşen fiziksel şiddet olayına kadar davalıdan kaynaklanan tüm kusurlu davranışlarını hukuken affettiği gerekçesiyle boşanmaya sebep olan olaylarda davacı kadının davalı erkeğe nazaran daha ziyade kusurlu olduğu kabul edilerek, davacının maddi ve manevi tazminat (TMK m.174/1-2) ile yoksulluk nafakası (TMK m.175) talepleri reddedilmiştir.
Mahkemece, davacı kadının eşi tarafından fiziksel şiddete maruz kaldığı 02.09.2011 tarihine kadar, evi terk eden davalı eşinin evine dönmesi yönünde yaptığı girişimler af olarak kabul edilmiş ise de, tarafların fiilen ayrılmalarından sonra davacı kadının evlilik birliğini devam ettirmek adına eşinin ortak konuta dönmesini istemesi ya da üçüncü kişilerden kendilerini barıştırmalarını istemesi; af iradesini kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya koyan başka olgu ve deliller bulunmadıkça, önceki olaylardan dolayı davacı kadının eşini affettiği anlamına gelmez.
Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden; mahkemenin de kabulünde olduğu üzere, davalı erkeğin eşine sürekli olarak ağır hakaretler ettiği, eşine fiziksel şiddet uyguladığı, ortak konutun kapısını tekmelediği, ortak konutu terk ederek eşi ve çocuğu ile ilgilenmediği, “çocuğu alsın bu evden s..ktirip gitsin, boşanma davası açsın, er geç bu evden onu atacağım” diyerek eşinin ortak konuttan gitmesini istediği, buna karşılık davacı kadının da eşine ağır hakaretler ettiği, eşinin önceki evliliğinden olan çocuklarını görmek istemediği, birlik görevlerini ihmal ettiği, eşini arkadaşlarının yanında ve işyerinde küçük düşürecek davranışlar sergilediği anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu olaylara göre boşanmaya sebep olan olaylarda davalı erkeğin davacı kadına nazaran ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Davalının kusurlu davranışları kadının kişilik haklarına saldırı teşkil edecek niteliktedir. Hal böyleyken, davacı kadın yararına tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kuralları (TMK m.4, TBK 50,51,52,58) dikkate alınarak uygun miktarda maddi ve manevi tazminata (TMK174/1-2) hükmedilmesi gerekirken, davacı kadının eşinin kusurlu davranışlarını affettiği gerekçesiyle yapılan hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak yazılı şekilde bu taleplerin reddine karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
3-Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz. (TMK md.175) Yukarıda ki bentte açıklandığı üzere, boşanmaya sebep olan olaylarda davacı kadının daha ağır kusurlu olmadığı, her hangi bir geliri ve malvarlığının bulunmadığı, boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceği gerçekleşmiştir. O halde, davacı yararına geçimi için uygun miktarda yoksulluk nafakası takdiri gerekirken isteğin reddi doğru görülmemiştir,,…” gerekçesiyle karar, 2. ve 3. bentte gösterilen sebepler yönünden bozulmuş, diğer yönlerden ise onanmıştır.
Direnme Kararı:
9. … Aile Mahkemesinin 18.01.2018 tarihli ve 2017/915 E., 2018/45 K. sayılı kararı ile önceki kararda yer alan gerekçenin yanında; bozma ilamına göre davacı kadının eşine ağır hakaretler ettiği, eşinin önceki evliliğinden olan çocuklarını görmek istemediği, birlik görevlerini ihmal ettiği, eşine arkadaşlarının yanında ve işyerinde küçük düşürücü davranışlar sergilediği; buna karşılık erkeğin de eşine sürekli ağır hakaretler ettiği, fiziksel şiddet uyguladığı, ortak konutun kapısını tekmelediği, ortak konutu terk ederek eşi ve çocuğuyla ilgilenmediği, “Çocuğu alsın bu evden s…tirip gitsin, boşanma davası açsın, er geç bu evden onu atacağım” diyerek eşinin ortak konuttan gitmesini istediği böyle olunca da boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin ağır kusurlu olduğu sonucuna varılmış ise de Özel Dairenin bu kararına iştirak etmenin mümkün olmadığı, eşlerin kusur derecelerinin yoğunluğu kıyaslandığında olayların tanık ifadelerine göre oluş şekilleri, adetleri, yerleri ve mekânları dikkate alındığında kadının daha fazla kusurlu olduğu, bunun da ötesinde Özel Dairece “af iradesini kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya koyan başka olgu ve deliller bulunmadıkça, önceki olaylardan dolayı davacı kadının eşini affettiği anlamı taşımayacağının” vurgulanmış olması karşısında, somut olayda; eşine “evine dön, her şeye yeniden başlayalım, olanları unutalım, çocuğumuz var, bu evliliği bitirmek istemiyorum” dediği, bu söylemlerin davacının davalıyı açıkça affettiğini gösterdiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı yasal süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; boşanmaya sebep olan olaylarda davacının mı yoksa davalının mı ağır kusurlu olduğu, buradan varılacak sonuca göre kadın eş yararına Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesinde yer alan maddi-manevi tazminat ile 175. maddesinde yer alan yoksulluk nafakası koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
12. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir.
13. Bilindiği üzere 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “Evlilik birliğinin sarsılması” başlıklı 166. maddesinin 1 ve 2. fıkraları;
“Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.
Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.” hükmünü taşımaktadır.
14. Genel boşanma sebeplerini düzenleyen ve yukarıya alınan madde hükmü, somutlaştırılmamış veya ayrıntıları ile belirtilmemiş olması nedeniyle evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı noktasında hâkime çok geniş takdir hakkı tanımıştır. Bu bağlamda evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma davası açan davacının, davasının kabul edilerek, boşanma kararı elde edebilmesi için iki koşulun gerçekleştiğini kanıtlamış olması gerekir. Bunlardan ilkinde davacı; kendisinden, evlilik birliğinin devamı için gereken “ortak hayatın sürdürülmesi” olgusunun artık beklenmeyecek derecede birliğin temelinden sarsıldığını, ikinci olarak “temelden sarsılmanın” karşı tarafın kusurlu davranışları sonucu gerçekleştiğini ispatlamak zorundadır.
15. Yargıtay kararlarında boşanma davalarında temyiz incelemesi aşamasının daha sağlıklı yürütülebilmesi amacıyla; her bir davada verilecek olan boşanma kararı, fer’îleri ve boşanmanın malî sonuçları yönünden yapılacak denetlemeye uygun şekilde, tarafların boşanmaya sebep olan olaylarda gerçekleşen kusurlu davranışları belirtildikten sonra eşlerin kusur durumlarının “kusursuz, az kusurlu, eşit kusurlu, ağır kusurlu veya tam kusurlu eş” şeklinde belirlenmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Yine Yargıtay, 03.07.1978 tarihli, 5/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla da “kimin daha fazla kusurlu olduğunu tayin hususunda önceden bir ölçü konulamayacağına ve bu hususta bir içtihadı birleştirmeye gidilemeyeceğine” karar vererek her bir boşanma davasında tarafların boşanmaya esas teşkil eden kusur durumlarının kendine özgü ve o evliliğe münhasır olduğunu kabul etmiştir.
16. Diğer yandan, boşanma, bozucu yenilik doğuran bir karar niteliğinde olup, boşanma kararının kesinleşmesiyle evlilik birliği sona erer. Boşanmanın eşler bakımından kişisel ve malî olmak üzere bir takım sonuçlarının bulunduğu kuşkusuzdur. Maddi ve manevi tazminat talepleri de boşanmanın eşlerle ilgili malî sonuçlarındandır.
17. Türk Medeni Kanunu’nun “Maddi ve manevi tazminat” başlıklı 174. maddesinde “Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.” hükmü düzenleme altına alınmıştır. Görülüyor ki hâkim, boşanmaya sebep olan olaylarda kusursuz veya az kusurlu bulunan eş yararına tazminat ödenmesine karar vermek yetkisine sahiptir.
18. Maddi tazminat, kişinin malvarlığında iradesi dışında gerçekleşen azalmanın karşılığını oluşturan giderimdir (Türk Hukuk Lugatı, Ankara-2021 Baskı, Cilt-I, s. 746). Boşanma nedeniyle, mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenen, kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun miktarda tazminat talep edebilir. Maddi tazminatın ön koşulu, talep edenin boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatlerinin zedelenmesi, boşanma ve maddi zarar arasında nedensellik bağının bulunmasıdır. Başka bir sebepten kaynaklı kayıplar maddi tazminat kapsamında yer alamaz. Mevcut menfaatlerin belirlenmesinde evliliğin taraflara sağladığı yararlar göz önünde bulundurularak tarafın maddi tazminat talebi değerlendirilir. Evliliğin boşanma ile sona ermesi hâlinde taraflar birliğin sağladığı menfaatlerden ileriye dönük olarak faydalanamayacaklardır. Beklenen menfaatler ise evlilik birliği sona ermeseydi kazanılacak olan olası çıkarları ifade eder.
19. Türk Medeni Kanunu’nun 174/2. maddesinde düzenlenen manevi tazminata boşanmaya sebep olan olayın, kişilik haklarına saldırı teşkil etmesi hâlinde hükmedilir (Türk Hukuk Lugatı, Ankara-2021 Baskı, Cilt-I, s. 763). Manevi zarar ise, insan ruhunda kişinin iradesi dışında meydana gelen acı, ızdırap ve elem olarak ifade edilmektedir. Manevi tazminat da, bozulan manevi dengenin yerine gelmesi için kabul edilen bir telafi şeklidir. Hukuka aykırı ve kusurlu bir davranış sonucu hakkı ihlâl edilenin zararının giderilmesi, menfaatinin denkleştirilmesi hukukun temel ilkesidir. Ancak TMK’nın 174/2. maddesi genel tazminat esaslarından ayrılmış, aile hukukunda getirilmiş, kendine özgü bir haksız fiil düzenlemesidir. Eşler arasındaki ilişkinin özelliği itibariyle burada manevi zararı tam olarak belirlemek zordur. Manevi tazminat miktarı, maddi olarak kesin bir miktar değildir. Manevi tazminat talep eden eşin ruhen uğramış olduğu çöküntü ile psikolojik olarak yaşamış olduğu sıkıntılara karşılık olarak onu rahatlatacak olan bir bedeldir. Bu özelliği nedeniyledir ki; yasa, menfaati zedelenen ve kişilik hakları ihlâl edilen eşe “uygun bir tazminat” verileceğini belirtmektedir. O hâlde hâkim; manevi tazminatın miktarını belirlerken, kişilik haklarına yapılan saldırının niteliği ile tarafların ekonomik ve sosyal durumları dikkate alınarak takdir hakkını kullanmalıdır.
20. Türk Medeni Kanunu’nun “Yoksulluk nafakası” başlıklı 175. maddesi ile “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz” hükmü düzenleme altına alınmıştır. Maddede geçen “yoksulluğa düşecek” kavramından ne anlaşılması gerektiği konusunda yasal bir tanımlama olmaması karşısında bu husus uygulamada kurallara bağlanmıştır. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.10.1998 tarihli ve 1998/2-656 E., 1998/688 K.; 16.05.2007 tarihli ve 2007/2-275 E., 2007/275 K.; 20.06.2019 tarihli ve 2017/2-2424 E., 2019/751 K. sayılı kararlarında; “yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür, eğitim” gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanların “yoksul” kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir. Başka bir ifadeyle, geçimini kendi malî kaynakları ve çalışma gücüyle sağlama imkânından yoksun olan taraf diğer koşulları da varsa yoksulluk nafakası talep edebilecektir.
21. Uyuşmazlığın çözüme kavuşturulabilmesi için üzerinde durulması gereken diğer olgu “af” hususudur. Af; sözlük anlamı ile bir suçu, bir kusuru veya bir hatayı bağışlama olarak tanımlanmış olup, ceza hukukunda yer verildiği gibi özel hukuk bakımından da kanunlarımızda düzenleme yeri bulan, esasen bir haktan vazgeçmeyi içeren bir his açıklaması veya bir davranış şeklidir (HGK’nın 14.03.2019 tarihli ve 2017/2-2067 E. ve 2019/296 K.).
22. Evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle boşanma davasında af niteliğinde davranışlar gerçekleşmişse, artık bu davranışlar boşanma hükmüne esas alınamaz. Boşanma davalarında af olgusunun gerçekleştiğinin kabul edilebilmesi için öncelikle bu yönde bir iddia ve bu iddianın; kayıtsız şartsız bir irade beyanı, eğer yoksa en azından affı gösterir nitelikte tutum ve davranış ile ispatlanmış olması gerekmektedir. Genel bir ifadeyle af niteliğinde sayılabilecek davranışlar; barışmış olmak, af iradesini göstermek, hoşgörü ile karşılamak ve olaylara rağmen birliği sürdürmek şeklinde ifade edilebilir. Eşlerin evlilik birliğini kurtarmak maksadıyla birliğin devamı yönünde iyi niyetli girişim ve barış müzakerelerinin boşanma davalarında af niteliğinde sayılamayacağı kuşkusuzdur. Boşanmaya sebep olan olayların hoşgörü ile karşılanması nedeniyle af gerçekleşmeli ve bunun sonucunda da; tarafların yeniden birlikte olmaları yani ortak hayatın yeniden kurulmuş olması gereklidir.
23. Yapılan açıklamalar ışığında somut olaya gelince; Mahkeme ile Özel Dairenin de kabulünde olduğu üzere, boşanmaya sebep olan olaylarda, erkeğin; eşine sürekli olarak ağır hakaretler ettiği, eşine fiziksel şiddet uyguladığı, ortak konutun kapısını tekmelediği, ortak konutu terk ederek eşi ve çocuğu ile ilgilenmediği, “çocuğu alsın bu evden s..ktirip gitsin, boşanma davası açsın, er geç bu evden onu atacağım” diyerek eşinin ortak konuttan gitmesini istediği, buna karşılık kadının da; eşine ağır hakaretler ettiği, eşinin önceki evliliğinden olan çocuklarını görmek istemediği, birlik görevlerini ihmal ettiği, eşini arkadaşlarının yanında ve işyerinde küçük düşürecek davranışlar sergilediği hususlarında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık öncelikli olarak; eşler arasında fiili ayrılığın başladığı 14.05.2011 tarihinden, 22.09.2011 tarihinde gerçekleşen darp olayına kadar geçen sürede kadının sözle, mesaj yoluyla ve dahi başkalarını araya sokarak, eşine “evine dön, her şeye yeniden başlayalım, olanları unutalım, çocuğumuz var, bu evliliği bitirmek istemiyorum” şeklindeki beyanlarının “af niteliğinde” sayılıp sayılmayacağı hususudur. Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, kadının; 14.05.2011 tarihinde eşinin evi terk etmesi üzerine, evlilik birliğini kurtarmak amacıyla sunmuş olduğu barışma önerisi, ortak hayatın yeniden kurulması için iyi niyetli bir girişim olup, erkek eş tarafından kabul edilmemiştir. Kadın eşin iyi niyetli teklifi sonrasında taraflar arasında barışma gerçekleşerek ortak hayat yeniden kurulmadığı gibi erkek eş tarafından böyle bir iddianın ileri sürülmemiş olduğu gözetildiğinde kadın eşin bu eyleminin “af” olarak nitelendirilmesi somut olayın özelliğine uygun düşmemektedir. Eş anlatımla barışma girişimi kabul ile sonuçlanmadığından, Özel Daire bozma kararında belirtildiği üzere kadının, erkeğin önceki kusurlu davranışlarını affettiğinden söz etme olanağı bulunmamaktadır. Nitekim aynı ilkeler HGK’nın 11.11.2020 tarihli ve 2020/2-244 E., 2020/881 K.; 18.01.2022 tarihli ve 2019/2-92 E., 2022/13 K. sayılı kararları ile de benimsenmiştir.
24. Hâl böyle olunca; 31.05.2009 tarihinde evlenen ve ortak bir çocukları olan eşler arasında gerçekleşen evlilik süresince; erkeğin eşine sürekli olarak ağır hakaret etmesi, fiziksel şiddet uygulaması, ortak konutu terk ederek eşi ve çocuğu ile ilgilenmemesi ve yukarıda aynen verilen sözleri söyleyerek, eşinin ortak konuttan gitmesini istemesi karşısında kadının da; eşine ağır hakaret etmesi, eşinin önceki evliliğinden olan çocuklarını görmek istememesi, birlik görevlerini ihmal etmesi eşini arkadaşlarının yanında ve işyerinde küçük düşürecek davranışlar sergilediği anlaşılmakta olup, eşlerin kusurları birbiri ile kıyaslandığında boşanmaya sebep olan olaylarda erkek eşin ağır kusurlu olduğunun kabulü ile kadın eş yararına TMK’nın 174. maddesinde yer alan maddi-manevi tazminat ile 175. maddesinde yer alan yoksulluk nafakası şartları oluşmuştur.
25. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
26. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında açıklanan gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 11.10.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

2. Hukuk Dairesi 2022/6802 E. , 2022/9081 K.

2. Hukuk Dairesi 2022/6802 E. , 2022/9081 K.

“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-davalı kadın tarafından tazminatların ve nafakanın miktarları yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacı-davalı kadının aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yersizdir.
2-Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaat dikkate alındığında davacı-davalı kadın yararına takdir edilen maddi ve manevi tazminat azdır. Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile Türk Borçlar Kanunu’nun 50. ve 51. maddeleri hükmü dikkate alınarak daha uygun miktarda maddi (TMK m. 174/1) ve manevi (TMK m. 174/2) tazminat takdiri gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda 2. bentte gösterilen sebeplerle bölge adliye mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oy birliğiyle karar verildi. 10.11.2022 (Per.)

8. Hukuk Dairesi 2012/7285 E., 2013/3191 K.

8. Hukuk Dairesi 2012/7285 E. , 2013/3191 K.

“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu iptali ve tescil, değer artış payı alacağı ve katılma alacağı

Davacı-karşı davalı … ile davalı-karşı davacı … ve davalı … aralarındaki tapu iptali ve tescil, değer artış payı ve katılma alacağı davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair … 2. Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi’nden verilen 10.02.2012 gün ve 300/70 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı-karşı davalı … Acar vekilleri taraflarından istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı-karşı davalı … vekili, tarafların 1997 yılında evlendiklerini, evlilik birliği içerisinde Toplu Konut İdaresiyle yapılan protokolle satın alınan 46527 parsel üzerindeki 19 nolu bağımsız bölüm, davalı adına kayıtlı … plakalı otomobil, davalının Emekli Sandığı ile Oyak’tan alacağı emekli ikramiyeleri üzerinde 1/2 oranında alacağı bulunduğunu, davalının 19 nolu bağımsız bölüme ilişkin sözleşmeden kaynaklanan hakkını muvazaalı olarak yakın dostu davalı …’ye devrettiğini, kız … tarafından banka havalesiyle gönderilen kişisel malı niteliğindeki 17.340,50 TL’nın taşınmazın alınmasında kullanıldığını açıklayarak, muvazaalı devrin geçersizliğine, otomobil üzerinden 14.000 TL emekli ikramiyelerinin yarısı üzerinden 66.485,04 TL katılma alacağının yasal faiziyle birlikte davalı taraftan alınmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı-karşı davacı … vekili, davanın yersiz açıldığını, Toplu Konut İdaresi ile yapılan protokolden kaynaklanan hakkını davalı ’e devrettiğini, muvazaa söz konusu olmadığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuş, harcını yatırmak suretiyle verdiği karşı dava dilekçesinde ise; karşı davalı … ’a ait … Kooperatifi’ndeki kooperatif payı üzerinden 6.000 TL katılma alacağının davalıdan alınmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı … vekili, dava konusu taşınmaz üzerindeki davalının sözleşmeden kaynaklanan hakkını gerçek bedelini ödeyerek devraldığını, muvazaa söz konusu olmadığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece; davacının davalı … aleyhine açılan devrin geçersizliğine ilişkin davası, davalı …’in emekli ikramiyelerine yönelik davası ile karşı davacının … Yapı Kooperatifindeki paya yönelik davaların reddine, davacının 19 nolu bölüm ile otomobile ilişkin katılma alacağı davasının kısmen kabulüne, taşınmazın devir bedeli ile otomobilin rayiç bedelinin yarısı üzerinden belirlenen toplam 45.180 TL katılma alacağının dava tarihinden geçerli yasal faiziyle birlikte davalı …’den alınmasına, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. Hüküm, davacı-karşı davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar, 15.09.1997 tarihinde evlenmişler, 25.02.2008 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 12.03.2010 tarihinde kesinleşmesi üzerine boşanmışlardır. Sözleşmeyle başka rejim seçilmediğinden eşler arasında yasal edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (TMK. m. 202). Söz konusu mal rejimi, boşanma davasının açıldığı 25.02.2008 tarihinde sona ermiştir (TMK.nun 225/son). TMK.nun 235/1. maddesi hükmüne göre; mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş mallar, tasfiye anındaki değerleriyle hesaba katılır. Dava konusu 19 nolu bölüm, 26.11.2004 tarihinde taksitli satış sözleşmesiyle mülkiyeti kurumda kalmak şartıyla Toplu Konut İdaresi’nden satın alınmış,18.02.2008 tarihinde yapılan sözleşmeyle davalı …’ye devredilmiş olup taşınmazın mülkiyeti halen Toplu Konut İdaresi üzerinde bulunmaktadır. Dava konusu … plakalı otomobil ise, 16.06.2006 tarihinde satış yoluyla davalı … adına tescil edilmiştir.
Dosya kapsamına, dava evrakı ile yargılama tutanakları içeriğine, mahkemece deliller toplanarak karar verildiğine, takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına, davalı … ile Toplu Konut İdaresi arasındaki sözleşmeyle satın alınan 19 nolu bağımsız bölüme ilişkin devrin muvazaalı olarak yapıldığı kanıtlanamadığına, davalının boşanma davasının açıldığı tarihten sonra emekli olduğuna ve Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından ödenen emekli ikramiyesi ile Oyak tarafından ödenen emeklilik rezervinin boşanma davasının açıldığı tarihten sonra davalıya ödendiği anlaşıldığına göre, davacı karşı davalı … Acar vekilinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddiyle hükmün redde ilişkin bölümlerin açıklanan nedenlerle ONANMASINA,
Davacı vekilinin 19 nolu bağımsız bölüme ilişkin temyiz itirazlarına gelince; mahkemece yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verilmiş ise de verilen karar, toplanan deliller ile dosya kapsamına uygun bulunmamaktadır. HUMK.nun 76.maddesi (6100 sayılı HMK.nun 33.m.) hükmüne göre, davanın esası olan maddi olayların ileri sürülmesi taraflara, bunların nitelendirilmesi ve uygulanacak kanun maddesini belirlemek hakime aittir. Hâkim, tarafların yargılama oturumlarında ve dilekçelerinde kullandıkları sözcükler ve nitelendirme ile bağlı değildir. Davacı vekili dilekçesinde, taşınmazın 26.11.2004 tarihli taksitli satış sözleşmesiyle Toplu Konut İdaresinden devralındığını, kız kardeşi … tarafından 14.07.2006 ve 18.07.2006 tarihlerinde banka havalesiyle gönderilen paranın taksitlerinin ödenmesinde kullanıldığını ileri sürmüş, davacı tanıkları davacıyı doğrulamışlardır. Davacının kız kardeşi tarafından 14-18.07.2006 tarihlerinde banka havalesiyle toplam 17.000 TL gönderildiğine ve bu paranın taşınmaz taksitlerinin ödenmesinde kullanıldığı anlaşıldığına göre, davacının kişisel malı olduğunun kabulü gerekir. (TMK.220/2 m.)
Eşlerden biri, diğerine ait malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuş ise, tasfiye sırasında bu malda ortaya çıkan değer artışı için katkısı oranında alacak hakkına sahip olur (TMK.m.227). Eşlerden birine ait edinilmiş mallar üzerinde, diğer eşin mülkiyet veya diğer bir ayni hak talebi söz konusu değildir. Yani katılma rejiminde; eşlere tanınan hak, ayni bir hak olmayıp, şahsi bir haktır. Sadece mal rejimi sona erdiğinde, eşlerin edinilmiş mallara ilişkin artık değerler üzerinde karşılıklı alacak hakkı vardır (TMK.236.m ).
Bu açıklamalara göre; taşınmaz yönünden davacı vekilinin talebi, 19 nolu bağımsız bölüm üzerindeki değer artış payı ve katılma alacağı isteğine ilişkindir. Bu tür davalarda, eklenecek değerlerden (TMK.m.229) ve denkleştirmeden (TMK.m.230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere edinilmiş malın (TMK.m.219) toplam değerinden mala ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan artık değerin (TMK.m.231) yarısı üzerinden (TMK.m.236/1) tarafların kazanılmış hakları da dikkate alınarak katılma alacağının hesaplanması ve TMK nun 227. maddesi hükümleri uyarınca; eşlerden biri, diğerine ait malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuş ise, tasfiye sırasında bu malda ortaya çıkan değer artışı için katkısı oranında değer artış payı alacağının belirlenmesi gerekir. Mahkemece, değer artış payı alacağının hesabı için öncelikle davacının kişisel malı niteliğindeki kız kardeşi tarafından gönderilen paranın verildiği tarihteki taşınmazın sürüm (rayiç) değerinin saptanması, davacının katkı yaptığı tarihteki sürüm değeri ile katkıda bulunduğu miktarın toplamı gözetilerek davacı kadının yaptığı katkının sözü edilen toplam değer içindeki oranının bulunması, bu oranın tasfiye tarihindeki sürüm değeri ile çarpılarak çıkacak miktarın değer artış payı alacağı olarak karar altına alınması (TMK.nun 227). TMK.nun 232 ve 235/1. maddelerine göre taşınmazın tasfiye anındaki sürüm değeri, Yargıtay’ın yerleşmiş uygulamalarına göre tasfiye tarihi olarak eldeki davanın karar tarihine en yakın tarih olarak kabul edilmesi, değer artış payı hesaplanıp taşınmazın tasfiye anında belirlenecek değerinden düşürüldükten sonra kalan artık değer bakımından TMK.nun 231 ve 236/1. madde ve fıkrası uyarınca davacının katılma alacağının saptanması, ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca ulaşılması gerekirken yetersiz araştırma ve hatalı değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Davacı karşı davalı … vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün taşınmaza ilişkin bölümünün açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK.nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK.nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 21,15 TL peşin harcın istek haline temyiz eden davacı-karşı davalıya iadesine 11.03.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

8. Hukuk Dairesi 2015/16958 E., 2015/21471 K.

8. Hukuk Dairesi 2015/16958 E. , 2015/21471 K.
“İçtihat Metni”

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İzmir 8. Aile Mahkemesi
TARİHİ : 10/12/2013
NUMARASI :
DAVACI : S. K. (K.)
DAVALI : T.. K..
DAVA TÜRÜ : Katılma Alacağı

S. K. (K.) ile T.. K.. aralarındaki Katılma Alacağı davasının kabulüne dair İzmir 8. Aile Mahkemesi’nden verilen 10.12.2013 gün ve … sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalı tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı vekili, evlilik birliği içinde edinilen araç ve …’ta bulunan tasarruf nedeniyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 7.000,00 TL katılma alacağının davalıdan alınarak davacıya verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı talep miktarını ıslah yoluyla toplam 27.654,21 TL çıkarmıştır.
Davalı vekili, …’tan kendisine bir ödeme yapılmadığı, devam eden kredi borçlarının bulunduğu gerekçesiyle açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, araç ve OYAK’ta bulunan tasarruf nedeniyle toplam 27.654,21 TL katılma alacağının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1- Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından; dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davalının aşağıdaki 2. bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının REDDİNE,
2- Davalının … emeklilik maaş sistemindeki hakkı yönünden temyiz itirazlarına gelince;
Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 sayılı HMK m. 33). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, artık değere katılma alacağı isteğine ilişkindir.
Mal rejiminin devamı süresince, bir eşin sahip olduğu edinilmiş malda, diğer eşin artık değerin yarısı oranında katılma alacak hakkı vardır. Artık değere katılma alacağı; eklenecek değerlerden (TMK m.229) ve denkleştirmeden (TMK m.230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere, eşin edinilmiş mallarının (TMK m. 219) toplam değerinden, bu mallara ilişkin borçlar çıktıktan sonra kalan artık değerin (TMK m. 231) yarısı üzerindeki diğer eşin alacak hakkıdır (TMK m. 236/1). Katılma alacağı Yasa’dan kaynaklanan bir hak olup, bu hakkı talep eden eşin gelirinin olmasına veya söz konusu mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine ya da korunmasına katkıda bulunulmasına gerek yoktur.
.//..
Artık değere katılma alacak miktarı hesaplanırken, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan malların, bu tarihteki durumlarına göre, ancak tasfiye tarihindeki sürüm(rayiç) değerleri esas alınır (TMK m. 227/1, 228/1, 232 ve 235/1). Yargıtay uygulamalarına göre, tasfiye tarihi karar tarihidir.
Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır. Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilir (TMK m. 222).
4721 sayılı TMK’nun “edinilmiş mallar” başlıklı 219. maddesinin 2. fıkrasında, sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemelerin edinilmiş mal grubundan sayıldığı belirtilmiştir. 228/2. madde de ise, eşlerden birine sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumlarınca yapılmış olan toptan ödemeler veya iş gücünün kaybı dolayısıyla ödenmiş olan tazminat, toptan ödeme veya tazminat yerine ilgili sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumunca uygulanan usule göre ömür boyunca irat bağlanmış olsaydı, mal rejiminin sona erdiği tarihte bundan sonraki döneme ait iradın peşin sermayeye çevrilmiş değeri ne olacak idiyse, tasfiyede o miktarda kişisel mal olarak hesaba katılacağı hükmüne yer verilmiştir.
Mal rejiminin devamı sırasında, sosyal yardım kurum ve kuruluşlarından (… emekli maaş sistemi) toptan ödenme yapılması durumunda; öncelikle ödeme tarihi itibarıyla PMF(population masculin feminin) tablosundan yararlanılarak, emekli olan eşin ortalama bakiye yaşam süresi bulunarak, ödeme günlük irat şeklinde yapılsaydı her bir güne karşılık gelen miktar saptanır. Bundan sonra, irat şeklindeki günlük ödeme miktarı, mal rejiminin sona erdiği 12.10 2011 tarihinden sonraki kalan günler ile çarpılarak, bulunacak bu miktarın peşin sermayeye çevrilmiş değeri hesaplanır.
Mal rejiminin sona ermesinden sonraki döneme isabet eden ödemenin açıklanan yöntemle hesaplanan peşin sermaye çevrilmiş değeri, emekli olan eşin kişisel malı sayılır. Sosyal yardım kurum ve kuruluşlarından yapılan toplam ödemenin, kişisel mal sayılan bu miktar (mal rejiminin sona ermesinden sonraki döneme isabet eden günlük irat şeklindeki toplam ödemelerin peşin sermayeye çevrilmiş değeri) çıkarıldıktan sonra, kalan miktar edinilmiş mal kabul edilerek tasfiyeye sırasında göz önünde bulundurulur.
Sosyal yardım kurum ve kuruluşlarından yapılan ödemenin, tasfiyeye konu edilmesi için mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olması (TMK’nun 235/1) ya da bu para kullanılarak başka bir malvarlığına sahip olunmalıdır. Söz konusu gelir, kullanılarak satın alınan malvarlıkların tasfiyesinde de aynı kurallar geçerli olacaktır.
Yukarıdaki değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülürse konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır.
Somut olaya gelince; eşler, 17.05.1990 tarihinde evlenmiş, 12.10.2011 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK m. 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK’nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 sayılı TKM m. 170), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 sayılı yasanın m. 10, TMK m. 202/1). Tasfiyeye konu araç, eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 15.06.2005 tarihinde satın alınarak, davalı eş adına tescil edilmiştir, davalının OYAK emeklilik maaş sisteminde boşanma dava tarihinde 130.600,00 TL rezervi bulunmaktadır. … emeklilik sisteminde, pirimlerin tahsilinde kamu gücü kullanıldığından ve kamusal amacı doğrultusunda sosyal rizikonun (yaşlılık) gerçekleşmesiyle ödeme yapıldığından TMK’nun 228/2 maddesi uygulanır.

.//..
Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (TMK m. 179).
Yukarda açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler uyarınca yapılan incelemede;

Mahkemece, davalının …’taki emekli maaş sistemi üzerindeki hakkı üzerinden alacağa hükmedilmişse de, hükme esas alınan bilirkişi raporunda yapılan hesap, Kanuna uygun şekilde yapılmamıştır. Mahkemece, TMK’nun 228/2. maddesinde gösterilen usulde hesaplama yapılması için önceki bilirkişiden ek rapor alınması, bu şekilde sonuca gidilemediği takdirde yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılarak, gerçekleşecek sonuca göre, … emekli maaş sistemindeki alacak hakkında bir karar verilmesi gerekirken; eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarda 2. bentte gösterilen sebeplerle 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA; Yukarda 1. bentte gösterilen sebeplerle davalının temyiz itirazlarının ise REDDİNE, ve taraflarca HUMK’nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK’nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 471,00 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 30.11.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

8. Hukuk Dairesi 2015/13840 E., 2015/18067 K.

8. Hukuk Dairesi 2015/13840 E. , 2015/18067 K.

“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : Karşıyaka 2. Aile Mahkemesi
TARİHİ : 09/12/2013
NUMARASI : 2011/1100-2013/933

N.. Ç.. ile Y.. Ç.. aralarındaki katılma alacağı davasının kabulüne dair Karşıyaka 2. Aile Mahkemesi’nden verilen 09.12.2013 gün ve 1100/933 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR

Davacı vekili, tarafların evlilik birliği içinde edindikleri .. plakalı araç ile, davalı emekli olduktan sonra OYAK sisteminde biriken parada olan katılma alacağının tespiti ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000,00 TL alacağın yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, aracın alınması için temin edilen paranın ve OYAK’ta bulunan paranın kişisel malı olduğu gerekçesiyle açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, aracın ve OYAK emekli maaş sisteminde biriken paranın edinilmiş mal olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile, 28.797,00 TL katılma alacağının karar taraihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 sayılı HMK m. 33). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, artık değere katılma alacağı isteğine ilişkindir.
Mal rejiminin devamı süresince, bir eşin sahip olduğu edinilmiş malda, diğer eşin artık değerin yarısı oranında katılma alacak hakkı vardır. Artık değere katılma alacağı; eklenecek değerlerden (TMK m.229) ve denkleştirmeden (TMK m.230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere, eşin edinilmiş mallarının (TMK m. 219) toplam değerinden, bu mallara ilişkin borçlar çıktıktan sonra kalan artık değerin (TMK m. 231) yarısı üzerindeki diğer eşin alacak hakkıdır (TMK m. 236/1). Katılma alacağı Yasa’dan kaynaklanan bir hak olup, bu hakkı talep eden eşin gelirinin olmasına veya söz konusu mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine ya da korunmasına katkıda bulunulmasına gerek yoktur.
Artık değere katılma alacak miktarı hesaplanırken, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan malların, bu tarihteki durumlarına göre, ancak tasfiye tarihindeki sürüm(rayiç) değerleri esas alınır(TMK m. 227/1, 228/1, 232 ve 235/1). Yargıtay uygulamalarına göre, tasfiye tarihi karar tarihidir.
Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır. Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilir (TMK m. 222).
Somut olaya gelince; eşler, 19.07.1987 tarihinde evlenmiş, 18.01.2011 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK m. 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK’nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 sayılı TKM m. 170), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 sayılı yasanın m. 10, TMK m. 202/1). Tasfiyeye konu araç, eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 09.05.2005 tarihinde satın alınarak, davalı eş adına tescil edilmiştir. OYAK emeklilik maaş sistemindeki para davalının 21.04.2005 tarihinde emekli olması üzerine ödenen emekli ikramiyesinin 1/4’ünün sisteme aktarılması ile biriken paradır. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (TMK m. 179).
1-Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından; dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davalının aşağıdaki 2. bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının REDDİNE,
2- Davalının OYAK’ la ilgili temyiz itirazlarına gelince,
Davalının 21.04.2005 tarihinde emekliye ayrılarak aldığı emekli ikramiyesinin 1/4’ü olan 9.255,41 TL’yi OYAK emekli maaş sistemine tevdii ederek üç ayda bir emekli maaşı almayı amaçladığı, davacının davalının emekli olduğu 2005 yılından sonraki döneme ilişkin OYAK emeklilik sistemindeki parasına yönelik katılma alacağı talebinde bulunduğu; bu paranın davalının talebiyle ömür boyunca irat bağlanması için emekli olduğu tarihte emekli ikramiyesinden ayırdığı 1/4 miktara karşılık geldiği için bu miktarın tamamı TMK’nun 228/2. maddesi uyarınca davalının kişisel malı olarak hesaba katılmalıdır. Geriye tasfiye tarihinde katılma alacağı mal ve değer kalmadığı için bu talep yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken, farklı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarda 2. bentte gösterilen sebeplerle 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA; davalının 2. bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının ise, 1. bentteki gösterilen sebeple REDDİNE, taraflarca HUMK’nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK’nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 491,80 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 12.10.2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARAR

İlamın (2) numaralı bendindeki bozma sonucuna katılmakla birlikte, bozma kapsamına katılmıyorum. Tasfiye tarihindeki (boşanma dava tarihi) OYAK’tan alınan toplu ödemenin 9.255,41 TL olduğunun anlaşılmasına göre; TMK 228/2. Maddesindeki hesaplama yöntemi uyarınca toptan ödemenin 9.255,41 TL kabul edilmesi suretiyle, yaptırılacak hesaplamada; bulunacak peşin sermaye miktarının davalının kişisel malı, kalanın yarısının ise davacının katılma alacağı olacağı benimsenerek, gerçekleşecek sonucu uyarınca karar verilmek üzere hükmün bozulması gerektiğini düşünüyorum. 12.10.2015

8. Hukuk Dairesi 2015/2161 E., 2016/9456 K.

8. Hukuk Dairesi 2015/2161 E. , 2016/9456 K.

“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Katılma Alacağı

… ile … aralarındaki Katılma Alacağı davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair …. Aile Mahkemesi’nden verilen 11.11.2014 gün ve 58/817 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili ile davalı vekili taraflarından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR

Davacı … vekili, evlilik birliği içinde taşınmaz, araç, kooperatif hissesi ve Oyak emeklilik sistemindeki para ile ev eşyası nedeniyle 50.000,00 TL alacağın davalıdan alınarak davacıya verilmesini talep ve dava etmiştir. 11.02.2013 tarihli ıslah dilekçesi ile talep miktarını artırarak toplam 135.000,00 TL alacağın davalıdan alınarak davacıya verilmesini talep etmiştir.
Davalı … vekili, açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile, taşınmaz ve araç nedeniyle 49.640,76 TL katılma alacağının davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, Oyak emeklilik sistemindeki para ve kooperatif alacağı yönünden ise davanın reddine, eşya alacağı yönünden atiye bırakılması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Hüküm, davacı vekili ve davalı vekili taraflarından kabul ve redde ilişkin bölümleri ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
1. Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından; dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davalının tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 sayılı HMK m. 33). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, artık değere katılma alacağı isteğine ilişkindir.
Mal rejiminin devamı süresince, bir eşin sahip olduğu edinilmiş malda, diğer eşin artık değerin yarısı oranında katılma alacak hakkı vardır. Artık değere katılma alacağı; eklenecek değerlerden (TMK m. 229) ve denkleştirmeden (TMK m. 230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere, eşin edinilmiş mallarının (TMK m.219) toplam değerinden, bu mallara ilişkin borçlar çıktıktan sonra kalan artık değerin (TMK m. 231) yarısı üzerindeki diğer eşin alacak hakkıdır (TMK m. 236/1). Katılma alacağı Yasa’dan kaynaklanan bir hak olup, bu hakkı talep eden eşin gelirinin olmasına veya söz konusu mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine ya da korunmasına katkıda bulunulmasına gerek yoktur.
Artık değere katılma alacak miktarı hesaplanırken, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan malların, bu tarihteki durumlarına göre, ancak tasfiye tarihindeki sürüm (rayiç) değerleri esas alınır (TMK m. 227/1, 228/1, 232 ve 235/1). Yargıtay uygulamalarına göre, tasfiye tarihi karar tarihidir.
Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır. Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilir (TMK m. 222).
4721 sayılı TMK’nun “edinilmiş mallar” başlıklı 219. maddesinin 2. fıkrasında, sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemelerin edinilmiş mal grubundan sayıldığı belirtilmiştir. 228/2. madde de ise, eşlerden birine sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumlarınca yapılmış olan toptan ödemeler veya iş gücünün kaybı dolayısıyla ödenmiş olan tazminat, toptan ödeme veya tazminat yerine ilgili sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumunca uygulanan usule göre ömür boyunca irat bağlanmış olsaydı, mal rejiminin sona erdiği tarihte bundan sonraki döneme ait iradın peşin sermayeye çevrilmiş değeri ne olacak idiyse, tasfiyede o miktarda kişisel mal olarak hesaba katılacağı hükmüne yer verilmiştir.
Mal rejiminin devamı sırasında, sosyal yardım kurum ve kuruluşlarından (OYAK emekli maaş sistemi) toptan ödenme yapılması durumunda; öncelikle ödeme tarihi itibarıyla PMF (population masculin feminin) tablosundan yararlanılarak, emekli olan eşin ortalama bakiye yaşam süresi bulunarak, ödeme günlük irat şeklinde yapılsaydı her bir güne karşılık gelen miktar saptanır. Bundan sonra, irat şeklindeki günlük ödeme miktarı, mal rejiminin sona erdiği 07.02.2012 tarihinden sonraki kalan günler ile çarpılarak, bulunacak bu miktarın peşin sermayeye çevrilmiş değeri hesaplanır.
Mal rejiminin sona ermesinden sonraki döneme isabet eden ödemenin açıklanan yöntemle hesaplanan peşin sermayeye çevrilmiş değeri, emekli olan eşin kişisel malı sayılır. Sosyal yardım kurum ve kuruluşlarından yapılan toplam ödemenin, kişisel mal sayılan bu miktar (mal rejiminin sona ermesinden sonraki döneme isabet eden günlük irat şeklindeki toplam ödemelerin peşin sermayeye çevrilmiş değeri) çıkarıldıktan sonra, kalan miktar edinilmiş mal kabul edilerek tasfiye sırasında göz önünde bulundurulur.
Sosyal yardım kurum ve kuruluşlarından yapılan ödemenin, tasfiyeye konu edilmesi için mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olması (TMK’nun 235/1) ya da bu para kullanılarak başka bir malvarlığına sahip olunmalıdır. Söz konusu gelir, kullanılarak satın alınan malvarlıkların tasfiyesinde de aynı kurallar geçerli olacaktır.
Yukarıdaki değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülürse konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır.
Somut olaya gelince; eşler, 28.08.1994 tarihinde evlenmiş, 07.02.2012 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK m. 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK’nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 sayılı TKM m. 170), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 sayılı Yasanın m. 10, TMK m. 202/1).
Yukarda açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler uyarınca yapılan incelemede;
Tüm dosya kapsamı birlikte incelendiğinde, davalının 16.09.2009 tarihi itibariyle emekli olduğu, boşanma dava tarihinden önce emekli olması nedeniyle davalıya ödenmesi gereken 91.321,51 TL emeklilik yardımının tamamının yeniden Oyak Emeklilik Maaş Sistemine aktarıldığı gerek SGK gerekse Oyak Genel Müdürlüğü yazı cevabından anlaşılmaktadır. O halde, emeklilik maaş sistemine aktarılan miktar üzerinden TMK’nun 228/2. maddesi gereğince bu miktarın mal rejiminin sona erdiği tarihten sonraya isabet eden bölümünün yukarıda açıklanan kurallar gözetilerek peşin sermayeye çevrilmiş değerinin davalının kişisel malı olduğu dikkate alınarak bakiye miktarın artık değer kabul edilmesi ve buna göre davacının katılma alacağının hesaplanması gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.
3. Davacı, ayrıca davalının S.S. Yıldırım Beyazıt Yapı Kooperatifi’nde bulunan senetli alacağına yönelik alacak talebinde de bulunmuş, kooperatife bu hususta yazı yazılmış ise de; bu konuda gelen yazı cevabı ve araştırma yeterli değildir. O halde, ilgili kooperatife yeniden yazı yazılarak davalının senetli veya senetsiz alacağının bulunup bulunmadığının bildirilmesinin istenilmesi, alacak bildirilmesi halinde mevcut delillerle birlikte alacağın değerlendirilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması da doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarda 2 ve 3. bentte gösterilen sebeplerle 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA; diğer temyiz itirazlarının yukarda 1. bentte gösterilen sebeplerle reddine, ve HUMK’nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 1.476,70 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya, 847,74 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 30.05.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Madde 181: Miras hakları

VII. Miras hakları

Madde 181- (1) Boşanan eşler, bu sıfatla birbirlerinin yasal mirasçısı olamazlar ve boşanmadan önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendilerine sağlanan hakları, aksi tasarruftan anlaşılmadıkça, kaybederler.

(2) (Değişik ikinci fıkra: 31/3/2011-6217/19 md.) Boşanma davası devam ederken, ölen eşin mirasçılarından birisinin davaya devam etmesi ve diğer eşin kusurunun ispatlanması hâlinde de yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır.

İlgili Yargıtay Kararları 

1-) Boşanma davası anlaşmalı olarak açılsa dahi, taraflardan birinin ölümü üzerine mirasçıları davayı devam ettirmek istediklerinde, mirasçıların bu talebi ‘kusur tespiti’ davası olarak nitelendirilip, buna göre hüküm verilmesi gerekir.

Y. 2.H.D., T: 28.09.2021, E: 2021/4788, K: 2021/6612 :

”…Davacı erkek tarafından anlaşmalı boşanma davası (TMK m. 166/3) açılmış olup, yargılama devam ederken erkek eşin ölümü üzerine davaya TMK.m.181/2 uyarınca erkek eşin mirasçıları tarafından devam edilmiştir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; davacının ölümü ile evlilik birliği sona erdiğinden konusuz kalan boşanma davası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesinin bu kararı davacı erkek mirasçıları ile davalı kadın tarafından katılma yoluyla istinaf edilmiş ve bölge adliye mahkemesince yapılan yargılamada “… mahkemece evlilik birliği ölüm ile sona erdiğinden konusuz kalan boşanma davası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesinde herhangi bir isabetsizlik olmadığı, davanın anlaşmalı boşanma davası olarak açılması nedeni ile dava dilekçesi ile tarafların birbirlerine herhangi bir kusur isnadında bulunmadıkları, bu nedenle vefat eden davacının mirasçılarının TMK 181/2 maddesi gereğince kusur tespiti talebinde bulunamayacakları” ile “evlilik birliğinin ölüm nedeni ile sona erdiğinden karar verilmesine yer olmadığı kararının, mahiyeti gereği taraf vekilleri lehine vekalet ücreti ve yargılama gideri hükmedilmemesinde de herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir” gerekçesi ile tarafların istinaf itirazlarının ayrı ayrı esastan reddine karar vermiştir. Taraflar arasındaki dava münhasıran TMK m. 166/3 kapsamında açılmış anlaşmalı boşanma davasıdır. Dava devam ederken davacı eşin ölümü üzerine mirasçılar tarafından davaya devam olunması talep edilmiştir. Olayları açıklamak taraflara ve hukukî nitelemeyi yapıp uygulanacak kanun maddelerini belirlemek görevi ise HMK m. 33 “Hâkim, Türk hukukunu resen uygular.” hükmü uyarınca hâkime ait olup, mirasçıların talep içeriği gereğince davanın TMK m.181/2 gereğince davalı eşin kusuruna ilişkin kusur tesbiti davasına dönüştüğü gözetilerek TMK m. 181/2 kapsamında değerlendirme yapılıp sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken, kararın gerekçe kısmında mevcut, kusura ilişkin değerlendirme ile yetinilip; hüküm kısmında TMK’nun 181/2 maddesi gereğince mevcut “kusur tesbiti” davasına ilişkin bir hüküm kurulmaması ve bu suretle gerekçe ile hüküm arasında çelişki yaratılması doğru görülmemiştir.”

2-) Mirasçılar tarafından kusur tespiti yönünden devam edilen boşanma davasında, sağ kalan tarafın az kusurlu bulunması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmayıp, kusurunun boşanmayı gerektirecek nitelikte olup-olmadığı yönünde karar verilmesi gerekir.

Y. 2. H.D., T: 01.11.2021, E: 2021/6230, K: 2021/7916 :

”…Davacı-karşı davalı erkek tarafından TMK m. 166/1 uyarınca boşanma davası, davalı-karşı davacı kadın tarafından ise TMK m. 170 uyarınca ayrılık davası açılmıştır. İlk derece mahkemesince davaların kabulüne karar verildikten sonra davacı-karşı davalı erkeğin 11.11.2020 tarihinde vefat etmesi üzerine, davacı-karşı davalı erkeğin mirasçıları TMK m. 181/2 gereğince davaya devam edeceklerini bildirmişlerdir. İlk derece mahkemesi tarafından verilen hüküm davacı-karşı davalı erkeğin mirasçıları ve davalı-karşı davacı kadın tarafından istinaf edilmiştir. Bölge adliye mahkemesince; tarafların istinaf taleplerinin kabulü ile evlilik ölümle sona erdiğinden her iki davanın da konusunun kalmaması sebebiyle davalar hakkında karar verilmesine yer olmadığına, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda erkeğin ağır, kadının az kusurlu olması nedeni ile mirasçılarının TMK 181. maddesi gereğince kusur tespiti taleplerinin reddine karar verilmiştir. TMK m. 181/2 uyarınca görülen davalarda sağ kalan tarafın boşanmayı gerektirecek şekilde kusurlu olup olmadığı yönünde karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir.”

3-) Mahkeme kararının hüküm kısmında, sağ kalan eşin boşanmaya sebebiyet verecek derecede kusurunun bulunup bulunmadığı yönünden eda hükmü oluşturacak ve infazda tereddüt oluşturmayacak şekilde hüküm kurulmaması bozmayı gerektirir.

Y. 2.H.D., T: 27.10.2021, E: 2021/6452, K: 2021/7821 :

”…Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı kadın tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki sebebine dayalı boşanma davasında yargılama devam ederken davacı erkeğin ölümü üzerine davaya TMK 181/2 nci madde uyarınca davacı erkeğin mirasçıları tarafından devam edilmiştir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; davacının ölümü ile evlilik birliği sona erdiğinden konusuz kalan boşanma davası hakkında karar verilmesine yer olmadığına, davacı erkeğin ağır, davalı kadının hafif kusurlu olduğuna hükmedilmiştir. Anılan kararın davacı mirasçıları tarafından kusur belirlemesi yönünden, davalı kadın tarafından hükmün tamamına yönelik istinaf edilmesi üzerine bölge adliye mahkemesince davacı mirasçılarının istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının gerekçe kısmının kaldırılmasına ve gerekçesinde açıklandığı şekilde düzeltilmesine karar verilmiş, kadının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Mahkemece kararın gerekçe kısmında kusura ilişkin açıklama yapılmış ise de, hüküm kısmında TMK 181/2 nci maddesi uyarınca sağ kalan eşin boşanmaya sebebiyet verecek derecede kusurunun bulunup bulunmadığı yönünden eda hükmü oluşturacak ve infazda tereddüt oluşturmayacak şekilde hüküm kurulmaması doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.”

4-) Taraflardan birinin ölümü üzerine, mirasçıları tarafından devam ettirilen boşanma davasında, sağ kalan eşin boşanmaya sebebiyet verecek derecede kusurlu olup olmadığına yönelik hüküm verilmesi ile yetinilmesi gerekirken, kusur derecelendirmesi yapmak uygun değildir.

Y. 2.H.D., T: 26.11.2019, E: 2019/7452, K: 2019/11528 :

”Boşanma davası sırasında davalı-karşı davacı erkeğin ölümü üzerine evlilik ölümle sona ermiştir. Bu durumda boşanma davaları konusuz kalmış davalı-karşı davacı mirasçıları TMK 181/2. maddesi uyarınca davacı-karşı davalının boşanmaya sebebiyet verecek derecede kusurlu olduğunun tespiti için davaya devam etmişlerdir. Mahkemece Türk Medeni Kanunu’nun 181/2. maddesi gereğince sağ kalan eşin boşanmaya sebebiyet verecek derecede kusurlu olup olmadığına karar verilmesi ile yetinilmesi gerekirken tarafların eşit kusurlu olduğu şeklinde hüküm tesisi uygun görülmemiştir. Ancak bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hükmün bu yönden düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir (HUMK m. 438/7).”

5-) Mirasçılar tarafından boşanma davasına kusur tespiti yönünden devam edildiğini bildirir dilekçenin, sağ kalan tarafa tebliğ edilmeksizin yargılamaya devam edilip hüküm kurulması, hukuki dinlenilme hakkına aykırı olup, bozmayı gerektirir.

Y. 2.H.D., T: 06.05.2013, E: 2013/76, K: 2013/12600 :

”…Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davalı-davacı (kadın) tarafından; ölen eşinin açtığı boşanma davasında Türk Medeni Kanununun 181/2 madde uyarınca kusurlu bulunmasına ilişkin hüküm yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Davacı-davalı kocanın boşanma davası ile davalı-davacı kadın tarafından açılan nafaka davasının birleştirilerek yapılan yargılaması sırasında davacı-davalı koca 18.03.2012 tarihinde ölmüştür. Davalı-davacı kadının birleşen nafaka davasında Avukat A… Y… tarafından sunulan vekaletname münhasıran birleşen nafaka davasında davacı kadını temsil yetkisini içermektedir. Davalı-davacı kadın vekili 12.10.2011 tarihli oturumda da kendisine verilen vekaletnamenin sadece nafaka davasına ilişkin olduğunu beyan etmiştir. Davacı-davalı kocanın boşanma davasını açtıktan sonra ölmesi üzerine mirasçılarından Mehmet Karahan davaya kusur tespiti yönünden (TMK 181/2) devam edeceğini bildirmiş, 10.04.2012 tarihli bu dilekçe davalı- davacı kadına tebliğ edilmemiş, mahkemece yargılama sonucunda davalı-davacı kadının kusurlu olduğunun tespitine karar verilmiştir. Mahkemece öncelikle ölen kocanın mirasçısı tarafından verilen dilekçenin davalı-davacı kadına tebliğ edilmesi gerekir. Mahkemece açıklanan bu husus üzerinde durulmadan yargılamaya devam edilip davalı- davacı kadının savunma hakkını kısıtlayacak şekilde karar verilmiş olması hukuki dinlenilme hakkına (HMK md. 27) aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.”

Madde 179: Mal rejiminin tasfiyesi

VI. Mal rejiminin tasfiyesi
1. Boşanma hâlinde

Madde 179- (1) Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır.

İlgili Yargıtay Kararları

1-) Feragatin somutlaştırılmış bir hak ile ilgili kayıtsız ve şartsız, herhangi bir kuşkuya yer vermeyecek biçimde açık olması gerektiğinden, sadece ‘katkı payı talebim yoktur’ şeklindeki beyan; sadece katkı payı alacağına ilişkin olup artık değere katılma alacağı yönünden de feragat olarak kabul edilemez.

Y. 2.H.D., T: 07.02.2022, E: 2021/5553, K: 2022/931 : 

”…Tüm dosya kapsamı birlikte incelendiğinde; eşler, 20.08.1996 tarihinde evlenmiş, 25.01.2013 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, 27.02.2013 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK mad.225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 Sayılı TMK’nın yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 Sayılı TKM mad.170), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 Sayılı Yasa mad.10, TMK mad.202/1). Tasfiyeye konu … ada … parsele … nolu bağımsız bölüm, eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 18.07.2011 tarihinde, tasfiyeye konu … plakalı araç da, eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 18.09.2012 tarihinde satın alınarak, davalı eş adına tescil edilmiştir. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (TMK mad.179). Maddî olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hâkime aittir (6100 sayılı HMK mad. 33). İddianın ileri sürülüş şekline ve tasfiye konu malların edinme tarihine göre dava, artık değere katılma alacağına ilişkindir. Somut olayda, bölge adliye mahkemesince tarafların anlaşmalı boşanma davasının duruşmasındaki beyanlarına göre, mal rejimini tasfiye ettiklerinin kabulü gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre karar hatalı olmuştur. Şöyle ki; tarafların boşanma dava dosyasındaki imzalı beyanlarında ‘…katkı payı talebim yoktur…’ şeklinde olup ayrı bir anlaşmalı boşanma protokolü düzenlenmemiş, gerekçe ve hükümde de mal rejiminin tasfiyesine yönelik bir hüküm yoktur. Diğer yandan, feragatin somutlaştırılmış bir hak ile ilgili kayıtsız ve şartsız, herhangi bir kuşkuya yer vermeyecek biçimde açık olması gerekir. Bu durumda, boşanma davasındaki duruşmada davacı erkeğin “..katkı payı talebim yoktur…” şeklindeki beyanı sadece katkı payı alacağına ilişkin olup artık değere katılma alacağı yönünden de feragat olarak kabul edilmesi mümkün değildir. O halde, bölge adliye mahkemesince yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olmuş, bozmayı gerektirmiştir…”

2-) Mal rejiminin sona ermesinden sonra ancak tasfiyeden önce, edinilmiş mal grubuna ait mevcut bir mal; evlilik birilğine ilişkin giderler kapsamında diğer eşin rızası veya mahkeme kararıyla tüketilerek elden çıkarılmış olmadıkça, bu malın tasfiyede varmış gibi değerlendirilerek artık değere katılma alacağı hesabına dahil edilmesi gerekir.

Y. 8.H.D., T: 03.02.2016, E: 2014/20957, K: 2016/1791 :

”…Mal rejiminin sona ermesinden sonra ancak tasfiyeden önce, edinilmiş mal grubuna ait mevcut bir mal; evlilik birilğine ilişkin giderler kapsamında diğer eşin rızası veya mahkeme kararıyla tüketilerek elden çıkarılmış olmadıkça, bu malın tasfiyede varmış gibi değerlendirilerek artık değere katılma alacağı hesabına dahil edilmesi gerekir (Zafer Zeytin; Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi ve Tasfiyesi, Ankara 2005, s. 190). Bu nedenle Mahkemece işin esasına girilerek yargılamanın kaldığı yerden devamı ile kalan usuli işlemlerin yürütülmesi, tahkikat aşamasına geçildiği takdirde gösterilen delillerin toplanması, gerektiğinde keşif de yapılıp değer ve hesap bilirkişi raporu alınarak gerçekleşecek sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir. ”

3-) Eşlerden biri diğer eşin yapmış olduğu devir işlemini kendisinin katılma alacağını azaltmak amacıyla yapmış olduğunu iddia ediyorsa, bunu ispat yükü kendisine aittir.

Y. 8.H.D., T:09.05.2017, E:2015/16956, K: 2017/6714 :

”…Tüm dava dosyası kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, mahkemece, tasfiyeye konu taşınmazın satışından elde edilen paranın davalı tarafından evin ve çocukların ihitiyaçlarına harcandığını savunmasına karşı davacının harcanmadığına yönelik yeminli beyanına göre taşınmazın davacının katılma alacağını azaltma kastı ile devredildiği kabul edilerek katılma alacağına hükmedildiği, davalı adına satın alınan tasfiyeye konu 13863 ada 3 parsel 2 nolu bağımsız bölümün boşanma dava tarihinden yaklaşık iki yıl önce devredildildiği anlaşılmıştır. Mal rejimin sona erdiği tarihte tasfiye konu mevcut mal olmadığına göre, TMK 229 maddesine göre eklenecek değerlerin varlığını yani, mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devir olduğunu davacının ispatlaması gerekir (TMK m. 6, HMK m. 190). Taraf ve tanık beyanları ile toplanan tüm delillere göre, davacı tarafından taşınmazın devir parasının mevcut olduğunun iddia ve ispat edilmemiş, ayrıca davalının diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devir yaptığı ispatlanamamıştır. Kaldı ki ispat külfeti davacı da olmasına rağmen mahkemece yemin hakkı yanlış tarafa yöneltilmiştir. O halde Mahkemece, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.”

4-) Mal rejimi, boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona erer.

Y. 8. H.D., T:05.10.2015, E:2014/9324, K:2015/17435 :

”…Eşler, 18.03.1981 tarihinde evlenmiş, 02.12.2010 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK m. 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK’nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 sayılı TKM m. 170), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 sayılı yasanın m. 10, TMK m. 202/1). Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (TMK m. 179). Davacı vekili 29.01.2014 tarihli ıslah dilekçesi ile talep miktarını artırmış, aynı gün ıslah harcını da yatırmıştır. Islah dilekçesi davalıya tebliğ edilmeden 04.02.2014 tarihli oturumda tahkikat tamamlanarak dosya karara bağlanmıştır. Böylece davalı ıslah dilekçesine karşı cevap hakkını kullanamamıştır. Bu durum davalının hukuki dinlenilme hakkına (HMK m. 27) aykırı olmuş, hükmün diğer temyiz sebepleri incelenmeksizin bu sebeple bozulması gerekmiştir.”

5-) Edinilmiş mallara katılma rejimi geçerliyken edinilen malın, kişisel mal olduğunu iddia eden taraf, iddiasını somut delillerle ispatlamalıdır. 

Y. 8.H.D., T:28.09.2017, E: 2015/19913, K: 2017/11706 :

”…Tüm dava dosyası kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, tasfiyeye konu 511 parsel sayılı taşınmazın tamamının, 473 ve 474 parsel sayılı taşınmazların da 1/4 hissesinin eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde satın alındığı, davalının taşınmazları babası tarafından satın alındığını iddia ettiği, mahkemenin de tasfiye konu taşınmazların kişisel mal olduğunu kabul ederek davanın reddine karar verdiği anlaşılmaktadır. Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilir (TMK m. 6, 222). Davalının taşınmazların kişisel mal olduğunu somut delillerle ispatlaması gerekirken, taşınmazların davalının babası tarafından satın alındığı tanık beyanı dışında somut ve mevcut delillerle ispatlanamamıştır. O halde, Mahkemece, tasfiyeye konu 511 parsel sayılı taşınmazın tamamının, 473 ve 474 parsel sayılı taşınmazların da 1/4 hissesinin edinilmiş mal kabul edilerek davacının talebi hakkında karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde ile karar verilmesi hatalı olmuş, bozmayı gerektirmştir.”