4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 188

B. Birliğin temsili

I. Eşlerin temsil yetkisi

Madde 188 – (1) Eşlerden her biri, ortak yaşamın devamı süresince ailenin sürekli ihtiyaçları için evlilik birliğini temsil eder.

(2) Ailenin diğer ihtiyaçları için eşlerden biri, birliği ancak aşağıdaki hâllerde temsil edebilir:

1. Diğer eş veya haklı sebeplerle hâkim tarafından yetkili kılınmışsa,

2. Birliğin yararı bakımından gecikmede sakınca bulunur ve diğer eşin hastalığı, başka bir yerde olması veya benzeri sebeplerle rızası alınamazsa.

İlgili Yargıtay Kararları

1-) Tarafların birlikte veya eşlerden biri tarafından seçilen ya da hakim tarafından belirlenen bağımsız bir eve davet edilmediği terk ihtarı, geçersizdir.

Y. 2. H.D. 27.02.2018, E: 2016/12303, K: 2018/2568

“…Davalı kadın ortak konutun bulunduğu Kütahya Tavşanlı’dan ayrılıp baba evinin bulunduğu … ili … ilçesine gitmiş, davacı erkek ise sonrasında Iğdır ili Aralık ilçesinde ikamet etmeye başlamıştır. Davacı erkek terk ihtarında eşini Aralık ilçesindeki adrese davet etmiştir.

Her ne kadar ihtar kanuni şekil ve sürelere (TMK m. 164) uygun ise de, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre davalının, tarafların birlikte (TMK m. 186) veya Türk Medeni Kanununun 188. maddesindeki şartlar dahilinde eşlerden biri tarafından seçilen ya da hakim tarafından belirlenen (TMK m. 195) bağımsız bir eve davet edilmediği anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında terk ihtarı geçersiz olmakla, davanın reddi gerekirken yazılı şekilde boşanmaya hükmedilmesi doğru olmamıştır.”

 

 

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 186

II. Konutun seçimi, birliğin yönetimi ve giderlere katılma

Madde 186 – (1) Eşler oturacakları konutu birlikte seçerler.

(2) Birliği eşler beraberce yönetirler.

(3) Eşler birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile katılırlar.

İlgili Yargıtay Kararları

1-) Boşanma veya ayrılık davası açıldığında hakim, davanın devamı süresince, gerekli olan geçici önlemleri (eşlerin barınmasına, geçimine, malların yönetimine ve çocukların bakım ve korunması) kendiliğinden almak zorundadır.

Y. 2. H.D. T: 09.11.2015, E: 2015/6766, K: 2015/20565

“…Boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim, davanın devamı süresince, gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına (TMK md.186/1), geçimine (TMK md.185/3), malların yönetimine (TMK md. 223, 242, 244, 262, 263, 264, 267, 215) ve çocukların bakım ve korunmasına (TMK md.185/2) ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden (re’sen) almak zorundadır (TMK md.169). O halde; Türk Medeni Kanununun 185/3. ve 186/3. maddeleri uyarınca, tarafların ekonomik ve sosyal durumları da gözetilerek dava tarihinden geçerli olmak üzere davalı kadın yararına uygun miktarda tedbir nafakasına hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.”

2-) Tüp bebek tedavisinde harcanan giderler, evlilik birliğinin giderleri kapsamında olup bu hususta harcanan giderlerin karşı taraftan istenmesi talebi kabul edilemez.

Y. 2. H.D. T: 01.10.2015, E: 2015/15368, K: 2015/17168

“Davalı, karşı boşanma davasına ilişkin dilekçesinde, evlilik birliği içinde tüp bebek tedavisi için bankadan kredi kullandığını ileri sürerek, katlandığı tedavi giderlerine karşılık davacı (karşı davalı) dan tazminat talebinde bulunmuştur. Taraflar, evlilik birliğinde bu yolla çocuk sahibi olmaya birlikte karar vermişlerdir. Bu tedavinin gerektirdiği giderler, “evlilik birliğinin giderleri” kapsamında (TMK.m.186/3) dır. Eşler evlilik birliğinin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlığıyla katılırlar ve bu birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamakla yükümlüdürler (TMK.m.185/2). Bu çerçevede yapılan giderleri, evlilik birliği taraflardan birinin kusuruna bağlı olarak sona ermiş olsa bile eşler birbirinden talep edemezler. Çünkü “birliğin giderlerine katılma” yükümlülüğü, yasadan kaynaklanır. Yasal bir yükümlülüğün gerektirdiği giderlere eşler aile birliğinin gereği olarak katlanmak zorundadırlar. Tüp bebek yoluyla çocuk sahibi olma yönünde eşlerin birlikte aldıkları karar, aralarında borç doğurucu bir hukuki işlem olarak da görülemez. Bu bakımdan katlanılan bu giderlerin talep edilmesi olanağı bulunmamaktadır.”

3-) Bağımsız konut temin etmeyerek davacı kadının anne ve babası ile birlikte yaşadıkları eve dönmesini bekleyen davalı erkek kusurludur.

Y. 2. H.D. T: 16.05.2022, E: 2022/2581, K: 2022/4420

“Davacı kadın tarafından TMK 166/1 maddesine dayalı boşanma davası açılmış, ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, bu karara karşı davacı kadın tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş, istinaf incelemesi yapan bölge adliye mahkemesince davacının istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiş, karar davacı kadın tarafından temyiz edilmiştir.

İlk derece mahkemesince her ne kadar davacı kadının bu davadan önce açtığı boşanma davasında, eşi ile aralarındaki sorunları çözmüş olduğunu, yeniden bir araya geleceklerini beyan edip davasından vazgeçtiğini, vazgeçme ile davalı erkeğin kusurlarını affettiği, affedilen ve hoşgörü ile karşılanan olayların taraflara kusur olarak yüklenemeyeceği, davacı kadının dava dilekçesinde de o davadaki aynı vakıalara dayandığı, yeni bir vakıanın ileri sürülmediği, bu nedenle davasının reddine karar verildiği belirtilmiş ise de, davacı kadın dava dilekçesinde, davalı erkeğe güvenerek davasından vazgeçtiğini, geçen zamanda davalı erkeğin bağımsız konut temin etmediğini ve ailesi ile yaşayacağını söylemesi nedeni ile boşanmak istediğini bildirmiştir. Dosyadaki tanık beyanlarına göre, tarafların evlendikten sonra davalı erkeğin annesi ve babası ile yaşadıkları sabit olup davalı erkek evlilik boyunca bağımsız bir konut temin etmemiştir. Davalı erkeğin cevap dilekçesindeki tarafların beraber yaşayabileceği bir ev yapmaya hazır olduğuna ilişkin beyanı da, davacı kadının ilk açtığı davadan sonra bağımsız bir konut temin etmediği yönündeki davacının iddiasını desteklemektedir. TMK`nun 186/1 maddesine göre eşler oturacakları konutu birlikte seçerler. Bu durumda bağımsız konut temin etmeyerek davacı kadının anne ve babası ile birlikte yaşadıkları eve dönmesini bekleyen davalı erkek kusurludur.”

4-) Hasta ve yaşlı annesi ile aynı binada oturan ve bu sebeple eşinin tek yönlü kararı ile taşınmak istemeyen eşe, bu davranışı kusur olarak yüklenemez.

Y. 2. H.D. T: 21.09.2017, E: 2016/4457, K: 2017/9872

…2-Mahkemece davacı-karşı davalı erkeğin boşanma davası, davacı-karşı davalı erkeğin oturmuş oldukları binadan taşınmak istediği buna karşılık davalı-karşı davacı kadının, yaşlı ve hasta annesinin aynı binada oturması nedeniyle mahalle ve binadan ayrılmak istemediği, bu nedenle taraflar arasında tartışmaların olduğu, tarafların birbirlerine karşılıklı olarak saygı ve sevgilerinin kalmadığı gerekçesi ile kabul edilmiştir. Eşler oturacakları konutu birlikte seçerler (TMK m. 186/1). Hasta ve yaşlı annesi ile aynı binada oturan ve bu sebeple eşinin tek yönlü kararı ile taşınmak istemeyen davalı-karşı davacı kadına bu davranışı, kusur olarak yüklenemez. Davalı-karşı davacı kadına başka bir eve çıkmak için baskı yapan, evliliğin devamı için şartlar koyan, balık tutmaya gittiğini söyleyip 2-3 gün eve gelmeyen, eve yeterince harcama yapmayıp birlik görevlerini ihmal eden davacı-karşı davalı erkek boşanmaya sebep olan olaylarda tam kusurludur. Bu sebeple davacı-karşı davalı erkeğin davasının reddi gerekirken kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

3- Yukarıda ikinci bentte belirtildiği üzere boşanmaya sebebiyet veren olaylarda davacı-karşı davalı erkek tam kusurludur. Kadın yararına Türk Medeni Kanununun 174/1 maddesi koşulları oluşmuştur. Bu husus gözetilmeden davalı-karşı davacı kadının maddi tazminat talebinin reddi doğru olmamıştır.”

5-) Evlilik birliğinin giderlerine katılmada ölçü, eşlerin ekonomik güçleridir.

Y. 2. H.D. 11.05.2017, E: 2016/17972, K: 2017/7121

“Tedbir nafakasının niteliği ve yasal düzenleme gereği, her iki eşin birliğin giderlerine katılma zorunluluğu vardır. Bu husus TMK’nın 186. maddesinin 3. fıkrasında düzenlenmiş olup; eşlerin birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile katılacakları hükme bağlanmıştır. Birliğin giderlerine katılmada ölçü ise eşlerin ekonomik güçleridir. Davacı eşin belirli bir gelirinin olması hatta gelirinin davalı eşin gelirinden fazla olması, davalı eşi nafaka yükümlülüğünden kurtarmaz. Davacı eşin gelirinin bulunması sadece hükmedilecek nafakanın miktarının tayininde göz önünde bulundurulur.”

 

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 184

D. Boşanmada yargılama usulü

Madde 184 – (1) Boşanmada yargılama, aşağıdaki kurallar saklı kalmak üzere Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanununa tâbidir:
1. Hâkim, boşanma veya ayrılık davasının dayandığı olguların varlığına vicdanen kanaat
getirmedikçe, bunları ispatlanmış sayamaz.
2. Hâkim, bu olgular hakkında gerek re’sen, gerek istem üzerine taraflara yemin öneremez.
3. Tarafların bu konudaki her türlü ikrarları hâkimi bağlamaz.
4. Hâkim, kanıtları serbestçe takdir eder.
5. Boşanma veya ayrılığın fer’î sonuçlarına ilişkin anlaşmalar, hâkim tarafından
onaylanmadıkça geçerli olmaz.
6. Hâkim, taraflardan birinin istemi üzerine duruşmanın gizli yapılmasına karar verebilir.

İlgili Yargıtay Kararları

1-)  Davalının kabul beyanı, anlaşmalı boşanma dışında hukuki sonuç doğurmaz.

Y. 2. H.D. T: 22.10.2015, E: 2015/3374, K: 2015/19108

“…Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle davalının davayı kabul beyanının anlaşmalı boşanma (TMK. md. 166/3) dışında hukuki sonuç doğurmayacağının (TMK. md. 184/3) anlaşılmasına göre, yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA…”

2-) Tanıkların görgüye dayanmayan beyanları sabit kabul edilemez.

Y. 2. H.D. T: 20.11.2008, E: 2007/15329, K: 2008/15570

“Davacı tanıklarının görgüye dayanmayan beyanları sabit kabul edilemez. Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi koşulları oluşmamıştır. Davalının kabulü de sonuç doğurmaz. (TMK.184/3.m.) *Türk Medeni Kanununun 166/1-2 maddesi uyarınca; Boşanma kararı verilebilmesi için evlilik birliğinin, ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığının sabit olması gerekir. Oysa dinlenen davacının tanıklarının sözlerinin bir kısmı Türk Medeni Kanununun 166/1 maddesinde yer alan temelinden sarsılma durumunu kabule elverişli olmayan beyanlar olup, bir kısmı ise, sebep ve saiki açıklanmayan ve inandırıcı olmaktan uzak izahlardan ibarettir. Bu itibarla davanın reddi gerekirken delillerin takdirinde hataya düşülerek yetersiz gerekçe ile boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır. Ancak bu yön temyiz edilmediğinden bozma nedeni sayılmamış yanlışlığa değinilmekle yetinilmiştir…”

3-) Hakim, boşanma davasının dayandığı olguların varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe bunları ispatlanmış sayamaz.

Y. 2. H.D. T: 24.05.2006, E: 2006/2073, K: 2006/8120

“Hakim, boşanma davasının dayandığı olguların varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe bunları ispatlanmış sayamaz. Tarafların bu konudaki her türlü ikrarları hakimi bağlamaz.(TMK. md. 184/1-3)

Taraflar arasında anlaşmalı boşanmaya (TMK .md. 166/3) ilişkin koşulların gerçekleşmediği gözetilerek tarafların tanıkları dinlenmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.”

4-) Tarafların duruşmanın gizli yapılmasına dair bir talebi bulunmamakla birlikte kamu güvenliği ve genel ahlakın kesin olarak gerekli kıldığı bir hal mevcut olmadığı takdirde duruşma açık yapılır.

Y. 2. H.D. T: 05.05.2016, E: 2015/16788, K: 2016/9300

“Mahkemece 08.05.2015 tarihli duruşma gizli yapılmıştır. Duruşmaların bir kısmının veya tamamının gizli olarak yapılmasına ancak genel ahlakın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut resen mahkemece karar verilebilir(HMK m. 28/2.) Türk Medeni Kanununun 184/6. maddesinde ise boşanma davalarında taraflardan birinin istemi üzerine duruşmanın gizli yapılabileceği öngörülmüştür. Somut olaya gelince; tarafların duruşmanın gizli yapılmasına dair talebi bulunmamakla birlikte kamu güvenliği ve genel ahlakın kesin olarak gerekli kıldığı bir hal de mevcut değildir. Hal böyle iken duruşmanın gizli yapılması doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.”

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 182

VIII. Çocuklar bakımından ana ve babanın hakları

1. Hâkimin takdir yetkisi

Madde 182 – (1) Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler.

(2) (Ek ikinci fıkra:24/11/2021-7343/37 md.) Mahkeme, kararında kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerinin yerine getirilmemesi hâlinde, çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayetin değiştirilebileceğini ihtar eder.

(3)Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır.

(4) Hâkim, istem hâlinde irat biçiminde ödenmesine karar verilen bu giderlerin gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.

İlgili Yargıtay Kararları

1-) Çocuğun velayeti kendisine verilmeyen tarafın çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katılma yükümlülüğünü, hakimce görevi gereği kendiliğinden dikkate alınması gerekmektedir.

Y. 2. H.D. T: 08.02.2018, E: 2016/10637, K: 2018/1627

“3-Boşanma veya ayrılık vukuunda çocuk kendisine tevdi edilmemiş taraf gücüne göre onun bakım ve eğitim giderlerine katılmakla yükümlüdür. (TMK m. 182) Bu hususu hakim görevi gereği kendiliğinden dikkate alması gerekmektedir. O halde velayeti temyiz edene tevdi edilen ortak çocuklar 2007 doğumlu Öykü ve 2010 doğumlu … için iştirak nafakasına hükmedilmemesi usul ve yasaya aykırıdır.”

2-) Tesis edilen kişisel ilişkinin başlangıç ve bitiş saatlerinin hükümde gösterilmemesi ve diğer tereddüte neden olabilecek hususlar, kararın bozulmasını gerektirir.

Y. 2. H.D. T: 12.10.2015, E: 2015/4287, K: 2015/18178

“…Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, ana ve babanın haklarını ve çocuklarla olan kişisel ilişkisini düzenlemek zorundadır. (TMK. m. 182/1) Velayetin kullanılması kendine verilmeyen eşin çocuklarla kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde çocuğun sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararları esas tutulur. (TMK. m. 182/2) Velayeti anneye bırakılan tarafların müşterek çocuğu … ile davacı-karşı davalı (baba) arasında “her yıl sömestr tatilinde ilk hafta” için tesis edilen kişisel ilişkinin başlangıç ve bitiş saatleri hükümde gösterilmemiştir. Bu şekildeki düzenleme infazda duraksamaya yol açabileceği gibi, “babanın müşterek çocuğu yanına aldırtarak kişisel ilişki kurulmasına” yönelik düzenlemede babanın çocuğu kişisel ilişki tesisi amacıyla anneden kendisinin alıp alamayacağı konusunda infazda tereddüte neden olur. Bu sebeplerle baba ile müşterek çocuk arasında yazılı şekilde kişisel ilişki tesisi doğru bulunmamıştır.”

3-) Kişisel ilişki kararında ilişkinin zamanı ve süresinin açık, şüphe ve duraksamaya yol açmayacak şekilde gösterilmesi zorunludur. 

Y. 2. H.D. T: 19.02.2013, E: 2012/3315, K: 2013/4061

“…Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, ana ve babanın haklarını ve çocuklarla olan kişisel ilişkisini düzenlemek zorundadır. (TMK. m. 182/1) Velayetin kullanılması kendine verilmeyen eşin çocuklarla kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde çocuğun sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararları esas tutulur. (TMK. m. 182/2) Velayetleri anneye bırakılan tarafların müşterek çocukları Ş.N.ve S.ile davalı (baba) arasında “kişisel ilişki tesisine” karar verilmiş, bu ilişkinin zamanı ve süresi, karar yerinde gösterilmemiştir. Bu yönden çocuklarla babaları arasında kişisel ilişki tesisine ilişkin hükmün infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bu hususta velayet sahibinin yükümlülüğünü, bu hak kendisine tanınan davalının da, hakkını kullanacağı süre ve zamanı bilmesi; yasadaki ifadesiyle “hükmün sonuç kısmında, taraflara yükletilen ödevlerin ve tanınan hakların, açık. şüphe ve duraksamaya yol açmayacak şekilde gösterilmesi” (HMK. m. 297/2) zorunludur. Bu husus nazara alınmaksızın, icrası (infazı) mümkün olmayacak şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.”

4-) Velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin, çalışmadığı, düzenli bir geliri ve mal varlığının bulunmadığı anlaşıldığı takdirde ortak çocuk için iştirak nafakası ile sorumlu tutulması doğru değildir.

Y. 2. H.D. T: 09.09.2019, E: 2019/2904, K: 2019/8333

“…Boşanma veya ayrılık halinde çocuk kendisine tevdii edilmemiş taraf gücüne göre onun bakım ve eğitim giderlerine katılmakla yükümlüdür (TMK m.182). Ancak velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katılması, mali gücü varsa söz konusu olur. Davalı-davacı kadının çalışmadığı, düzenli bir geliri ve mal varlığının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu husus gözetilmeden davalı-davacı kadının velayeti babaya bırakılan ortak çocuk için iştirak nafakası ile sorumlu tutulması doğru bulunmamış, bozmayı gerektirmiştir.”

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 178

5. Zamanaşımı

Madde 178 – (1) Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.

İlgili Yargıtay Kararları

1-) Yabancı mahkemece verilmiş olan boşana kararının tanınmasına veya tenfizine karar verilmedikçe, zamanaşımı süresinin tenfiz veya tanımaya ilişkin hükmün kesinleşmesinden itibaren başlaması gerekir. 

Y. 2. H.D. T: 13.06.2013, E: 2012/22788, K: 2013/16430

“Dava, boşanmadan sonra açılan boşanmaya bağlı maddi-manevi tazminat (TMK md.174/1-2) ve yoksulluk nafakası (TMK md.175) isteğine ilişkindir. Türk Medeni Kanununun 178. maddesi; evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava haklarının, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağını hükme bağlamıştır. Somut olayda boşanma kararı yabancı mahkemece verilmiş olup, bu kararın tanınmasına veya tenfizine karar verilmedikçe, boşanmaya bağlı dava haklarının kullanılması olanağı bulunmadığına göre, zamanaşımı süresinin, hakkın kullanılabilir duruma geldiği tarihten, başka bir ifade ile tenfiz veya tanımaya ilişkin hükmün kesinleşmesinden itibaren başlaması gerekir. Yabancı mahkeme ilamının tanınmasına ilişkin karar 23.12.2010 tarihinde kesinleşmiş, temyize konu dava ise 27.10.2011 tarihinde açılmıştır. Buna göre dava süresindedir. İşin esasının incelenmesi gerekirken, bu husus nazara alınmadan, zamanaşımı süresinin ilamın verildiği ülkedeki kesinleşme tarihinden başlatılarak, davanın zamanaşımından reddi doğru bulunmamıştır.”

2-) Ziynet eşyasının iadesi, evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden  doğan dava hakkı niteliğinde olmayıp adi istihkak niteliğindedir ve mülkiyet hakkına dayandığından ötürü zamanaşımına tabi değildir.

Y. 2. H.D. T: 26.03.2015, E: 2014/23433, K: 2015/5730

“…Davacı, dava dilekçesinde kendisine ait takıların boşanmadan sonra davalıda kaldığını, davalının ziynetlerini iade etmediğini ileri sürerek, ziynetlerinin iadesini de talep etmiştir. Bu istek, evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakkı niteliğinde olmayıp, adi istihkak niteliğindedir (TMK m. 683/2) ve mülkiyet hakkına dayandığından Türk Medeni Kanununun 178. maddesindeki zamanaşıma tabi değildir. O halde, davacının ziynetlere ilişkin talebinin esasının incelenmesi ve toplanan deliller değerlendirilerek, hasıl olacak neticesine göre karar verilmesi gerekirken, bu yön gözetilmeden bu talebin de zamanaşımı sebebiyle reddedilmesi doğru bulunmamıştır.”

3-) Katılma alacağı, boşanma davasının ferilerinden (maddi-manevi tazminat, nafaka alacağı) farklı olarak 10 yıllık zamanaşımına tabidir.

Y. 8. H.D. T: 10.06.2013, E: 2013/449, K: 2013/8683

“…Mahkemece, TMK.nun 178. maddesinde düzenlenen 1 yıllık zamanaşımı süresi geçtiği, taşınmaz üzerindeki payın miras yoluyla intikal ettiği açıklanarak yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş ise de Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 17.04.2013 tarih ve 2013/8-375 Esas, 2013/520 Karar sayılı kararıyla edinilmiş mallara katılma rejimi (katılma alacağı) bakımından TMK.nun 5. maddesi yoluyla 6098 sayılı TBK.nun 146.maddesinde yer alan 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanacağı öngörülmüştür. Daire tarafından da benimsenen bu görüş uyarınca, boşanma kararının kesinleştiği 04.01.2010 tarihinden davanın açıldığı 03.01.2012 tarihine kadar 10 yıllık zamanaşımı süresi henüz geçmemiştir…”

4-) Y. 2. H.D. T: 27.06.2016, E: 2016/8267, K: 2016/10171

“Somut olayda, tarafların …. Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesinin manevi tazminat dışında kalan hususlar yönünden kısmi olarak 15.03.2013 tarihinde kesinleşen kararı ile boşandıkları, eldeki davanın 29.01.2015 tarihinde açıldığı ve TMK 178/son maddesinde öngörülen 1 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği göz önünde bulundurularak yoksulluk nafakasına ilişkin talebin zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ve yanılgılı değerlendirme ile davacı lehine yoksulluk nafakasına hükmedilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.”

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 176

3. Tazminat ve nafakanın ödenme biçimi

Madde 176 – (1) Maddî tazminat ve yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir.

2) Manevî tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verilemez.

(3) İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde mahkeme kararıyla kaldırılır.

İlgili Yargıtay Kararları

1-) Nafaka yükümlüsünün çalışması sonucu gelirini aylık olarak elde ettiği ve başkaca mal varlığı veya servetinin bulunmadığı durumlarda nafakanın toptan değil, aylık irat şeklinde ödenmesi uygundur.

Y. 2. H.D. T: 12.12.2013, E: 2013/16542, K: 2013/29453

 

“Yasal olarak yoksulluk nafakasının, toptan veya durumun gereklerine göre aylık irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir (TMK. m. 176/1) ise de; somut olayda nafaka yükümlüsünün, çalışması karşılığı kazancını “aylık” olarak elde ettiği, başkaca mal varlığı ve servetinin bulunmadığı görülmektedir. Toptan ödeme, ödenecek miktarın peşin sermaye değeri de dikkate alındığında, durumuna uygun değildir. O halde, yükümlünün, yoksulluk nafakasını aylık irat şeklinde ödenmesinin durumuna uygun olacağı gözetilerek, bu yönde hüküm kurulması gerekirken, nafakanın toptan ödenmesine karar verilmesi somut olay bakımından isabetli bulunmamıştır”

2-) Lehine yoksulluk nafakasına hükmedilen eski eşin boşandıktan sonra başka birisiyle evlenmek amaçlı görüşmesi ve evinde kalması, yoksulluk nafakasının kaldırılmasını gerektirir.

Y. 3. H.D. T: 24.01.2012, E: 2011/18548, K: 2012/1581

“Davacı vekili dilekçesinde, müvekkili olan davacının davalıya aylık 200 TL.yoksulluk nafakası ödediğini, ancak davalının bir erkek ile 2009 yılı içinde bir ay kadar beraber yaşadığını beyan ederek yoksulluk nafakasının kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. TMK 176/3 maddesine göre; “irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü halinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi halinde mahkeme kararıyla kaldırılır.Yargılama sırasında dinlenilen tanık beyanlarından, davalı kadının evlenmek amaçlı … isimli kişi ile görüştüğünü, bu amaçla Fahri’nin evinde bir müddet kaldığını, sonradan da evliliğin gerçekleşmediğini ifade etmişlerdir.

Öyle ise mahkemece, somut olayda, TMK.’nun 176/3 maddesinde ifadesini bulan ve yoksulluk nafakasının kaldırılmasını sağlayan “evlilik dışı birlikte yaşama” olgusunun gerçekleştiği gözetilip, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.”

3-) Nafaka alacaklısının fiilen evliymiş gibi başkasıyla hayat sürmesi halinde yoksulluk nafakası verilmez.

Y. 2. H.D. T: 20.06.2022, E: 2022/1629, K: 2022/5985

.”..2-TMK 176 madde uyarınca alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi başkasıyla hayat sürmesi halinde yoksulluk nafakası verilmez. Kadının dosyadaki ifadesinden başka bir erkekle yaşadığı anlaşılmaktadır. Bu kapsamda yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.”

4-) Tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına, nafaka borçlusunun gelir durumuna göre ve onu ödeme güçlügü içine sokmayacak şekilde hakkaniyete uygun nafaka miktarına karar verilmesi gerekir.

Y. 2. H.D. T: 02.06.2015, E: 2015/2320, K: 2015/10075

“Mahkemece; davanın kısmen kabulü ile yoksulluk nafakasının 300 TL den 450 TL ye artırılmasına, nafakanın her yıl TÜFE artış oranında artırılmasına karar verilmiş, hükmü davalı temyiz etmiştir. Taraflar arasında görülen boşanma davası sonucunda davacı kadın lehine 05.03.2003 tarihinden itibaren 200 TL yoksulluk nafakasına karar verildiği, daha sonra nafaka artırımı davası ile 05.07.2010 tarihinden itibaren 300 TL ye artırıldığı anlaşılmaktadır.

Davada, yoksulluk nafakasının artırılması talep edilmiştir. TMK 176/4. maddesinde “Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir” hükmü getirilmiştir. Tarafların sosyal ve ekonomik durumlarının araştırılması sonucunda davacı kadının ev hanımı olduğu, davalının pazarcı olup, 800-900 TL geliri olduğu tespit edilmiştir. Bu durumda, davalının gelir durumuna göre hükmedilen yoksulluk nafakası miktarının (nafakanın niteliği dikkate alınarak) fazla olması nedeniyle, mahkemece; kurulan hüküm doğru görülmemiştir. Tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına, nafaka borçlusu davalının gelir durumuna göre ve onu ödeme güçlügü içine sokmayacak şekilde TMK’nın 4. maddesi gereğince hakkaniyete uygun nafaka miktarına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde fazla nafaka yönünde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.”

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 174

V. Boşanmada tazminat ve nafaka

1. Maddî ve manevî tazminat

Madde 174 – (1) Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz
veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir.

(2) Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu
olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.

İlgili Yargıtay Kararları

1-) Maddi ve manevi tazminat takdiri yapılırken tarafların ekonomik ve sosyal durumları, kusur dereceleri, paranın alım gücü ve ihlal edilen menfaatler dikkate alınmalıdır.

Y. 2. H.D. T: 10.11.2022, E: 2022/6897, K: 2022/9091

“Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaat dikkate alındığında davacı-davalı erkek yararına takdir edilen maddi ve manevi tazminat azdır. Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile Türk Borçlar Kanunu’nun 50. ve 51. maddeleri hükmü dikkate alınarak daha uygun miktarda maddi (TMK m. 174/1) ve manevi (TMK m. 174/2) tazminat takdiri gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.”

2-) Boşanma sebebiyle manevi tazminata hükmedilebilmesi için boşanmaya sebep olan olayların kişilik haklarına saldırı niteliğinde olması gerekir.

Y. 2. H.D. T: 10.11.2022, E: 2022/6881, K: 2022/9084

“Boşanma sebebiyle manevi tazminata hükmedilebilmesi için tazminat talep eden tarafın kusursuz veya az kusurlu olması yanında, boşanmaya sebep olan olayların kişilik haklarına saldırı teşkil eder nitelikte olması gerekir (TMK m. 174/2). Boşanmaya sebep olan olaylar bu nitelikte değilse manevi tazminata hükmedilemez. Davalı erkeğin boşanmaya neden olan kusurlu davranışları davacı kadının kişilik haklarına saldırı niteliğinde değildir. Öyleyse, davacı kadının manevi tazminat talebinin reddi gerekir. Bu husus nazara alınmadan davacı kadın yararına manevi tazminata hükmedilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.”

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 172

III. Ayrılık süresinin bitimi

Madde 172 – (1) Süre bitince ayrılık durumu kendiliğinden sona erer.

(2) Ortak hayat yeniden kurulmamışsa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.

(3) Boşanmanın sonuçları düzenlenirken ilk davada ispatlanmış olan olaylar ve ayrılık süresinde ortaya çıkan durumlar göz önünde tutulur.

İlgili Yargıtay Kararları

1-) Ayrılık süresi sona erdikten sonra tarafların bir araya gelmesi ve karı koca olarak birlikte yaşamaları, ortak hayatın yeniden kurulduğunu gösterir.

Y. 2. H.D. T: 11.11.2019, E: 2019/7178, K: 2019/11166

“Dava, TMK 172/2. maddesinde düzenlenen ayrılık süresinin sona ermesine rağmen ortak hayatın yeniden kurulamaması hukuki sebebine dayalı olarak açılan boşanma davası olup yapılan soruşturma ve toplanan delillerden, mahkemece belirlenen ayrılık süresi sona erdikten sonra tarafların bir araya geldikleri ve karı koca olarak birlikte yaşadıkları anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu duruma göre davanın reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.”

2-) Tarafların ayrılık kararının kesinleşmesinden itibaren bir yıllık sürede bir araya gelmediklerinin tanık beyanları ile sabit olduğu anlaşıldığı takdirde boşanmaya karar verilmelidir.

Y. 2. H.D. T: 03.03.2016, E: 2015/13442, K: 2016/4168

“Dosya kapsamından, taraflar arasında daha önce evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle karşılıklı açılan boşanma davası olduğu, mahkemece, geçimsizliğin taraflar arasında evliliği sonlandıracak ve birliği temelinden sarsan şiddetli geçimsizlik derecesinde olmadığı kanaati oluştuğundan, davanın ve karşı davanın ayrı ayrı reddine, tarafların bir yıl süre ile ayrılıklarına karar verildiği, bu kararın tarafların yasal süresi içinde temyiz etmemeleri sebebiyle 18.04.2013 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.

Eldeki davada, tarafların karşılıklı olarak boşanma davası açtıkları, mahkemece davacı-karşı davalı erkeğin davasının kabulüne, davalı-karşı davacı kadının davasının reddine karar verildiği, oysa davalı-karşı davacı kadının bir yıllık ayrılık kararından bahsettiği dava dilekçesi ile boşanma talep ettiği ve bu talebinin Türk Medeni Kanununun 172. madde kapsamında olduğu, tarafların ayrılık kararının kesinleşmesinden itibaren bir yıllık sürede bir araya gelmediklerinin tanık beyanları ile sabit olduğu anlaşılmıştır. Bu durumda mahkemece, davalı-karşı davacı kadının davasının da kabulü ile boşanmaya karar verileceği yerde, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.”

3-) Y. 2. H.D. T: 27.03.2017, E: 2015/24349, K: 2017/3326

“Olayları açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme hakime aittir (HMK m.33). Davalı-karşı davacı erkeğin karşı davası Türk Medeni Kanununun 172/2 maddesine dayanmaktadır. Bu maddeye göre ayrılık süresinin bitiminde eşler arasında ortak hayat yeniden kurulamamışsa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir., 2011/1148 karar sayılı ilamı ile taraflar için hükmedilen bir yıllık ayrılık kararının bitiminden itibaren tarafların ortak hayatı yeniden kuramadıkları sabit olup her iki taraf da TMK m.172/2’ye göre dava açma hakkına sahiptir. Mahkemece davalı-karşı davacı erkeğin davası da kabul edilmeli ve boşanmanın sonuçlarını düzenlerken ilk davada ispatlanmış olan olaylar ve ayrılık süresinde ortaya çıkan durumlar göz önünde tutulmalıdır (TMK m.172/3). O halde, mahkemece davalı-karşı davacı erkeğin davasının da kabulü gerekirken reddi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.”

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 170

C. Karar

I. Boşanma veya ayrılık

Madde 170 – (1) Boşanma sebebi ispatlanmış olursa, hâkim boşanmaya veya ayrılığa karar verir.

(2) Dava yalnız ayrılığa ilişkinse, boşanmaya karar verilemez.

(3) Dava boşanmaya ilişkinse, ancak ortak hayatın yeniden kurulması olasılığı bulunduğu takdirde ayrılığa karar verilebilir.

İlgili Yargıtay Kararları

1-) Davalı erkeğin bağımsız konut sağlamaması, eşinin doğumuyla ve çocukla ilgilenmemesi, evlilik birliğini çekilmez hale getirmekle birlikte boşanmaya sebep olan olaylarda davalı erkek tam kusurludur.

Y. 2. H.D. T: 18.12.2018, E: 2018/7723, K: 2018/14816

“Mahkemece; her ne kadar boşanmayı gerektirecek olaylar mevcut ise de taraflar arasındaki bu geçimsizliğin evlilik birliğini çekilmez hale getirmediği, müşterek çocuk da gözetilerek ortak hayatın yeniden kurulma olasılığının bulunduğu gerekçesiyle TMK 170 maddesi uyarınca ayrılık kararı verilmiş ise de; yapılan yargılama ve toplanan delillerden; davalı erkeğin bağımsız konut sağlamadığı, eşinin doğumuyla ve çocukla ilgilenmediği anlaşılmaktadır. Bu duruma göre boşanmaya sebep olan olaylarda davalı erkek tam kusurludur. Somut olayda tarafların yeniden bir araya gelme ihtimali bulunmadığından kadın tarafından açılan davanın kabulü suretiyle boşanma kararı verilmesi gerekirken TMK m. 170 gereği ayrılık kararı verilmesi doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir.”

2-) Evlilik birliğinin yeniden tesis olunamayacak şekilde temelinden sarsıldığı sabit olduğu takdirde davalı eşin boşanmak istememesi ve davalı tanıklarının tarafların geçimsizliğine yönelik görgüye dayalı beyanlarının olmaması ayrılık kararı verilebilmesi için yeterli değildir. 

Y. 2. H.D. T: 06.06.2022, E: 2022/4012, K: 2022/5408

“Dava, davacı erkek tarafından açılan evlilik birliğinin sarsılması hukuki sebebine dayalı (TMK m. 166/1) boşanma davasıdır. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davalı kadının evliliğinden pişman olduğunu belirtmesi ve bu durumun görgüye dayalı tanıklarca da ispatlandığı, ayrıca davalı kadının telefonda davacı erkeğe bağırması, sık sık özür dileyerek özür dilediği davaranış şeklini yeniden tekrarlaması boşanma davasının kabulüne götürecek düzeyde davranışlar olsa dahi, davalı kadının boşanmak istememesi ve tanıkların ifadeleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde evliliğin üzerinden kısa bir zaman geçmesi, kişilerin olayların akabinde fevri karar verebilecek iken sonrasında daha sakin düşünebileceği, evliliğin bir anlık öfke ile bitirilmeye çalışıldığı, davalı tanıklarının anlatımlarında taraflar arasında geçimsizlik olduğuna dair görgüye dayalı bilgilerinin olmadığı gözetilerek boşanma davasının reddi ile tarafların 1 yıl süre ile ayrılıklarına dair hüküm kurulmuş olup hüküm, taraflarca istinaf edilmiştir. Bölge adliye mahkemesince esastan ret kararı verilmiştir.

Boşanma sebebi ispatlanmış olursa, hakim boşanmaya veya ayrılığa karar verir. Dava yalnızca ayrılığa ilişkin ise boşanma kararı verilemez. Dava boşanmaya ilişkinse, ancak ortak hayatın yeniden kurulması olasılığı bulunduğu takdirde ayrılığa karar verilebilir(TMK m.170).

Somut olayda, davalı kadının boşanmak istememesi ve davalı tanıklarının tarafların geçimsizliğine yönelik görgüye dayalı beyanlarının olmaması ayrılık kararı verilebilmesi için yeterli değildir. Dosya kapsamından ortak hayatın yeniden kurulma olasılığının ortaya konulamadığı, evlilik birliğinin yeniden tesis olunamayacak şekilde temelinden sarsıldığı sabittir. Bu nedenlerle açılan boşanma davasının kabulü ile tarafların boşanmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde ayrılığa karar verilmesi doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir.”

3-) Ortak hayatın yeniden kurulma olasılığının bulunduğuna dair delil bulunmaması ve evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan kusurlu davranışların bulunması halinde ayrılığa değil, boşanmaya hükmedilmelidir.

Y. 2. H.D. T: 14.03.2018, E: 2016/12689, K: 2018/3314

 

“Türk Medeni Kanununun 170/3. maddesi uyarınca ayrılığa karar verilebilmesi için ortak hayatın yeniden kurulma olasılığının bulunması gerekir. Toplanan deliller ve yapılan yargılamadan davalı erkeğin çalışmadığı, eve maddi katkısının olmadığı, birlikte yapılan borçları kadının ödediği bu haliyle davalı erkeğin kusurlu davranışları ile evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı anlaşılmaktadır. Ancak, ortak hayatın yeniden kurulma olasılığının bulunduğuna dair dosyada delil de bulunmamaktadır. Gerçekleşen duruma göre mahkemece Türk Medeni Kanununun 166/1. maddesi gereğince boşanmaya karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.”

4-) Ortak hayatın yeniden kurulması olasılığının bulunmadığı takdirde ayrılığa değil, boşanmaya karar verilmelidir.

Y. 2. H.D. T: 07.11.2017, E: 2016/6839, K: 2017/12314

“Mahkemece, daha önce de kadının darp edilip ayrılıklar yaşadıkları, sonra bir araya geldikleri, son ayrılıkta davalının darp edildiği, kadının evden ayrıldığının anlaşıldığı ve 30 yıllık evlilikte daha önce benzer sorunların yaşanıp tekrar bir araya gelip evlilik birliğini devam ettirdikleri ve son olayda davacının darp edildiği de kanıtlanmadığı gerekçesiyle bir yıl süreyle ayrılığa karar verilmiştir. Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; davalı erkeğin usulüne uygun tebliğe rağmen süresinde davaya cevap vermediği, bu nedenle mahkemece verilen süre sonrasında bildirdiği tanıkların dinlenemeyeceği ve beyanlarının hükme esas alınamayacağı, davalı erkeğin ise eşine sürekli olarak fiziksel şiddet uyguladığı anlaşılmaktadır. Bu durumda taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı kadın dava açmakta haklı olup, boşanmanın şartları gerçekleşmiştir. Ortak hayatın yeniden kurulması olasılığının da bulunmadığı anlaşılmaktadır. Davacı kadından kaynaklanan bir kusur tespit edilememiştir. Mahkemece boşanmaya karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile ayrılığa karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.”

0850 840 0442